
İngiltere’de, bizim gibi çok özel şartları haiz laikliklerin olduğu ülkelerde şok etkisi yaratan bir gelişme oldu. Kısaca ‘şeriat mahkemeleri’ olarak kamuoyuna yansıyan ‘Alternatif İhtilaf Çözüm Yolları’ adlı mahkemeler resmen kabul edildi. Bu gelişmenin Batı hukuku ve laiklik adına bir geri adım mı yoksa gelişme mi olduğunu Fatih Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Dr. Ali Murat Yel Açık Görüş için yazdı. ALİ MURAT YEL*
ŞERİAT mahkemeleri İngiltere’de ‘resmen’ tanınmış oldu. ‘Alternatif İhtilaf Çözüm Yolları’ adı verilen bu mahkemelerin işleyişini, gelişmenin yarattığı şeriat geliyor korkusunu ve bu noktaya nasıl gelindiğini anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor.
Geçen Şubat’a damga vuran olay İngiltere’deki Kilise liderinin ülkedeki dini azınlıkların kendi aralarındaki uyuşmazlıklarda kendi dinlerinin uygun göreceği çözümler için farklı mahkemelerin kurulabileceğinden bahsetmesiydi. ‘Gönüllü zimmi’ statüsü olarak değerlendirilen bu görüş, toplumun pek çok kesimince reddedilmesine rağmen aslında toplumsal uyum ve dayanışma, özellikle de kendisini azınlık olarak gören grupların daha fazla entegre olarak kendilerini güvende hissetmelerine katkıda bulunabilirdi.
Anglikan Kilisesi’nin en kıdemli piskoposu ve lideri olan Canterbury Başpiskoposu, İstanbul’daki Fener Rum Patriği’nin diğer Ortodoks patrikleri arasında en kıdemli olarak görülmesi gibi, dünyadaki 77 milyona ulaşan Protestant Anglikan cemaatinin lideridir. Ancak, Başpiskoposun hukuki olarak İngiltere dışında herhangi bir otoritesi olmayıp sadece manevi bir saygınlığa sahiptir. 597 yılında, Canterbury şehrinden olan Aziz Augustine tarafından İngiltere’nin en eski piskoposluğu olarak kurulan bu dinsel yönetim merkezi ilk dönemde, yani İngiliz Reformasyonu’na kadar (1534) Roma Katolik Kilisesi’ne bağlıydı. VIII. Henry’nin Roma’dan ayrılmaya karar vermesinden sonra Canterbury Başpiskoposları kral veya kraliçe tarafından doğrudan (veya bugünlerde olduğu gibi onların adına başbakan vasıtasıyla) atanmakta ve ülkenin protokolünde kraliyet ailesinden hemen sonra gelmektedir. Protokol sırasında Canterbury Başpiskoposu’ndan sonra Lordlar Kamarası Başkanı ve onun ardından da York Başpiskoposu’nun gelmesi, Britanya usulü sekülarizm ve din-devlet ilişkileri hakkında ülkemiz ve Fransız usulü katı laiklik açısından da önemli olabilecek bir fikir vermektedir.
Piskopos görüşü
Bugünkü Canterbury Başpiskoposu olan Dr. Rowan Douglas Williams, Cambridge’te ilahiyat lisans eğitimi ve Oxford’ta doktora yapmış. Henüz 36 yaşındayken Oxford’taki en genç ilahiyat profesörü olmuş, hem ülkede ve hem yurt dışında saygın bir teologdur. Şairlik ve şiir tercümelerinin yanısıra felsefe, ilahiyat, özellikle de ilk dönem Hıristiyanlık ve dini estetik konularında oldukça önemli eserleri mevcuttur. Galler Başpiskoposluğu’ndan sonra Canterbury Başpiskoposu seçilmesinin ardından daha çok kültürler ve dinler arası diyalog çalışmalarıyla ilgilenmeye başlamıştır. Özellikle de İngiltere’de bulunan Müslüman dini liderlerle sık sık görüş alış-verişinde bulunmuştur.
11 Eylül 2001 saldırılarının olduğu esnada olay yerinden sadece birkaç yüz metre ileride bir konferans vermekteydi. O sıradaki duygu ve düşüncelerini ‘Tozlar İçinde Yazmak’ adıyla küçük bir kitapta yayınlamıştır. El-Kaide teröristleri hakkında yaptığı ‘Onların da kendilerine mahsus bir ahlaki hedefleri olabilir, dolayısıyla onları ‘kötü’ olarak nitelendirmek onları anlayabilme çabalarımıza hiç katkı yapmaz’ gibi açıklamaları uluslararası camiada bazı tepkilere yol açmıştı. Ekim 2002’de başlayan Irak’ın işgaline de hem BM etiği ve hem de Hıristiyan ahlakına ve öğretisine uygun olmadığı gerekçesiyle karşı çıkmış, hatta bu işgale katılanların suç işleyen bir katil olduklarını belirtmiştir. 2006’da İsrail’e yaptığı bir gezide de Müslümanların Hıristiyanlara saldırılarını diğer Hıristiyanların Müslümanlara yaptıklarının bir karşılığı olduğunu iddia etmesi de özellikle Yahudi toplumunun tepkisini çekmiştir.
Onun 7 Şubat 2008 günü Londra’daki Kraliyet Sulh Hukuk Mahkemeleri’nde verdiği ‘İngiltere’de Sivil ve Dini Hukuk: Bir Dini Perspektif’ başlıklı konferans henüz tam anlaşılmadan BBC Radio 4’e verdiği mülakat tartışmalara sebep olmuştur. Türk medyası ise konuyu Başpiskopos’un ‘şeriat istediği’ne yorumlamıştır. Halbuki, konferans metninin tamamı okunduğunda asıl konunun İngiltere’de yaşayan dini azınlıkların durumlarının iyileştirilmesi ve onlara, özellikle de Müslümanlara ve Geleneksel Yahudilere İngiliz Hukuku ile bu dinlerin gündelik pratikleri arasında daha fazla bir ilişki kurulabilmesi olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır.
Yahudi mahkemeleri
İngiltere Danıştay Başkanı’nın yönetiği ‘İngiliz Hukukunda İslam’ konulu konferanslar serisinin ilkinde, ‘şeriat’ kavramının sadece yanlış anlaşılmadığı, aynı zamanda bazı ortamlarda onun ‘ilkelce’ sayılabilecek uygulamalarından korkulduğu, bu yüzden de bu korkuyu doğuran uygulamalara odaklanıldığı vrgulanmıştır. Daha sonra Tarık Ramazan, Abdullah Saeed, Mona Siddiqui gibi Müslüman bilim adamları ve Louis Gardet gibi İslam uzmanlarına göndermelerde bulunularak şeriatın aslında nihai halini almış bir hukuk sistemi olmayıp Allah’ın insanlardan istediği iradesi ve bu evrensel prensiplerin dünyadaki ‘uygulamaları’ için gerekli olan bir düşünce ve çerçeve olduğu belirtilmektedir.
Dr. Williams’a göre şeriat her zaman ve her yerde uygulanabilecek hazır bir sistem değil, aksine bir hukuk metodolojisidir ve şeriatın bazı unsurlarının İngiltere’de uygulanması ‘kaçınılmazdır’. Hatta BBC’ye verdiği mülakatta ‘bu ülkede Geleneksel Yahudi mahkemeleri meşru bir şekilde ve bazı düzenlemelere uygun biçimde hali hazırda işlemektedir’ görüşünü dile getirmiş ama ülkede paralel bir İslami hukuk sistemini teklif ettiği suçlamalarını da reddetmiştir.
Tek hukuk eşitlik mi?
Konferansın ana konusu, dini çoğulculuğun giderek arttığı bir ortamda tek ve seküler bir hukuk sisteminin dar gelmeye başlaması ve seküler sistemin dini unsurları ne kadar barındırabileceğidir. Eğer Hıristiyan toplumu bu meseleyi göz ardı etmeye devam ederse, mesela dindar bir Hıristiyan doktorun dini sebeplerden dolayı kürtaj yapmayı reddetmesi mümkün olmayacaktır.
Konferansın son kısmında ise Yahudi hukuk teorisyeni Ayelet Shachar’ın
Multicultural Jurisdictions: Cultural Differences and Women’s Rights adlı eserine gönderme yapılarak ‘transformative accommodation-dönüşebilir uyum’ kavramıyla; fertlerin evlilik hukuku, mali ilişkilerin düzenlenmesi ve uyuşmazlık durumlarında yetkili yapıların belirlenmesi gibi bazı meselelerde istediği hukuk sistemini seçme özgürlüğüne sahip olmaları gerektiği vurgulanmıştır.
Konferansa daha çok sağcı siyasetçilerden gelen eleştirilerin temelinde ‘Yahudi Hıristiyan medeniyetinin ‘herkes için aynı kanun’u kabul ettği fikri’ vardır. Ancak, İngiltere’de yürürlükte olan ve Yahudi vatandaşların kendi aralarında kira gibi hususlarda çıkan anlaşmazlıkları çözmek için başvurdukları Beth Din mahkemelerinin varlığı hiç sorgulanmamaktadır.
Geçen Temmuz ayında bu sefer İngiltere Başyargıcı Lord Phillips, İngiliz hukuk sisteminde üçüncü tarafların arabuluculuğunun zaten işlediğini hatırlatarak Başpiskopos Williams’ı desteklemiştir. ‘Alternatif ihtilaf çözüm yolları’ (AİÇY) arasından şer’i hukuk veya herhangi başka bir dini hukuk anlaşmazlığa düşen taraflarca tercih edilebilir. Fakat bu süreçte yine de taraflar verilen karara uymayı reddederlerse nihai olarak İngiliz hukuk sistemi devreye girecektir. AİÇY, resmi mahkeme yerine süreci hızlandırmak amacıyla da tercih edilebilir.
Aslında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiğinde yürürlüğe soktuğu ‘millet sistemi’ olarak bilinen ve gayr-i Müslimlerin kendi aralarındaki medeni hukuka dair anlaşmazlıklarını çözmek için kendi mahkemelerini kurmalarına izin vermesinden 555 yıl sonra Dr. Williams benzeri bir uygulamayı teklif etmiş ve günümüzün ‘liberal, demokratik ve hukuk devleti’ ikliminde ateşli tartışmalara sebep olmuştur. Bu açıdan bakıldığında Batı’nın ‘çokkültürlülüğü’ uygulama ve yaşama tecrübesi edinebilmesi için bir hayli fırın ekmek yemeğe ihtiyacı olduğu görülmektedir.
Çokkültürlülük mü?
İngiltere’de bugün gelinen en son noktada Şeriat Mahkemeleri’nin verdiği kararların artık eskiye nazarla bağlayıcı olması tüm Müslüman ülkeler için örnek alınabilecek bir durumdur. Bu gelişmeye göre şimdilik Londra, Birmingham, Bradford ve Manchester ile şeriat mahkemeleri ağının merkezi olan Nuneaton, Warwickshire’da dileyen Müslüman vatandaşlar bu mahkemelere müracaat ederek verilecek kararların resmen tanınması ile sorunlarına çözüm arayabilecekler. Mevcut beş mahkemeye ilaveten Glasgow ve Edinburgh’da da iki yeni mahkemenin yakında hizmete girmesi planlanmaktadır.
Gönüllülük esası
Alternatif İhtilaf Çözüm Yolları mahkemeleri geçen seneden beri boşanma, miras ve komşularla anlaşmazlıklar gibi yaklaşık yüz davada karar açıklamış ama bu kararların ‘resmi’ bir yaptırım gücü olmamıştı. Bu kararların içinde 6 tane de aile içi şiddet davası neticelendirilmişti. Ancak iki tarafın karşılıklı anlaşarak bu mahkemelere müracaatı ile başlayan bu süreçte son gelinen nokta, verilen kararların artık bir üst mahkemelere de taşınabilmesi ihtimalidir.
Bu mahkemeler ileride bünyesinde farklı dini ve etnik grupları barındıran tüm ülkelerde üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken alternatif çözüm yollarından birisi olabilir.
Zaten bu mahkemeler taraflar için tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak işlemektedir. Ayrıca, bu mahkemelerden hizmet almak istemeyenler için de seküler mahkemeler her zaman varlıklarını koruyacaklardır. Dolayısıyla, bu mahkemelerle ‘şeriat’ın geldiği doğru değildir. Vatandaşları memnun etme amacıyla kurulmuş olan bu mahkemeler demokratik prensipler çerçevesinde alternatifler sunabilir kurumlar olarak algılanmalıdır.
alimuratyel@aim.com *
Dr. Fatih Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı