ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Geçmişten devşirilen kavramlar ve ‘derin STK’lar - AÇIK GÖRÜŞ

Geçmişten devşirilen kavramlar ve ‘derin STK’lar  

13 Ekim 2008 Pazartesi, 02:44 AÇIK GÖRÜŞ

Geçmişten devşirilen kavramlar ve ‘derin STK’lar

Birçoğunuz AK Parti’nin bir sivil toplum kuruluşu olduğu iddiasına ‘Hadi canım sen de...’ tepkisi veriyor. STK dediğin meslek odasıdır, dernektir, öyle değil mi? Ya Atatürkçü Düşünce Derneği? Hayır, mı? Neden? Devletin en derin köklerini sivil alanın içine salmasından daha normal ne olabilir ki? Meslek odalarımızın hemen tamamı devletin derin kökleri ile ne kadar hemfikir, görmüyor musunuz?

METİN GÖKTÜRK

metin_gokturk@yahoo.com


KAVRAMLARLA düşünürüz. Ve bu kavramlar bize atalarımızdan mirastır. Demokrasi kavramı taa eski Yunan’dan kalmadır. Liberalizm sanayi toplumunun ve kapitalizmin başından... Sosyalizm de öyle...

Derelerin altından güldür güldür akan sulara pek aldırmaz, düşünme ve olup biteni anlama, yorumlama çabamızı temellendirdiğimiz sayısız kavramın anlamını tarihin derinliklerinde ararız. Aristo der ki, Hegel demiş ki, Marks’a göre... diye başlamayan düşünce ve akıl yürütmelere pek itibar etmeyiz. Çünkü kullandığımız kavramların tanımları o kaynaklardadır.

Bu düşünme biçimi, tarihi iki kez günümüze taşımaktır. İki kez; çünkü şimdi olan bitenin içinde tarih zaten vardır. Şimdiki süreç zaten bir tarihi sürecin devamıdır. Onu bugünün içinden, objektif bir analizle anlamaya çalışmak tarihi süreci anlamayı kendiliğinden içerir. Buna bir de tarihten kalma kavramları yamamaya kalkarsak, ortaya çıkan şey problemli bir totoloji olur.

On yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaşırsınız; geçmişte pek yoğun günler geçirmişsiniz, anılar ve elbette karşılıklı kanılar biriktirmişsinizdir. Sizin kafanızda onun bir tanımı vardır, denk geldikçe başkalarına da aktardığınız... On yıllar sonra tekrar karşılaştığınızda onu ona anlatmaya başlarsınız; yabancı yabancı gülümser hoşgörüyle. O artık o eski insan değildir ve bu sizi rahatsız eder: ‘Kim bu herif, nerede benim eski dostum?’ diye hayıflanırsınız. Ve onu kafanızdaki tanıma göre davranmaya zorlarsanız ipler kopar ya da külahları değişirsiniz.

Ya birey özgürlüğü...

Mesela şu son ABD kaynaklı dünya finans krizine kafanızdaki ekonomik tanımlardan birini, mesela mükemmel serbest piyasa tanımlı liberazmi uygulamaya kalkarsanız da aynı şey olur. Ne siz bir şey anlayabilirsiniz, ne de kimsecikleri ikna edebilirsiniz. İdeolojikleştirilmiş yani tarihselliğinden koparılmış liberalizm olup biteni açıklayamaz. Para basma tekelinin devlete (ya da ‘özerk’ merkez bankalarına) ait olduğu bir ekonomiye saf liberal ekonominin tanımlarını saf saf yamamaya çabalamış olursunuz, o kadar.

Liberalizmin temelinde serbest piyasa ekonomisi değil insan özgürlüğü yatar. Ve özgürlük tarihsel değildir. O insanlığın başlangıcı kadar eski, şu an kadar yenidir. Özgürlüğün ne olduğu sorusunun cevabını ne tarihte ne de öteki insanda bulabiliriz; o tanımı yalnızca ama yalnızca tekil insanın kendisi yapar. Bu yüzden de onu temel bir ilke olarak her yerde ve her zaman savunabiliriz; koşullar ve tarihi konum ne olursa olsun açmazlara düşmeden ... Özgürlük idealinin peşinde koşabilmek için ne antik Yunan Sofistlerine, ne Hobbes’lara, ne Adam Smith’lere, ne Hume’lara ne de daha sonraki düşünürlerin tanımlarına ihtiyacımız vardır. Onların neler dediği, ne tanımlar getirdiği bizim özgürlük anlayışımızı ve özgürlüğümüzü bağlamaz. Ekonomik liberalizm söz konusu olduğunda da durumu açıklamaya yönelik tezlerimizin çelişmemesi gereken tek tanım eskilerin tanımları değil, insan özgürlüğü temel ilkesidir ve reel durumun somut analizidir. Tarihsel kavramların tarihsel tanımlarını önümüze gelen her durumda uygulayamayacağımızın pek ilginç örneklerinden biri de sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları.

Her biri kendi tarihsel kesitinde kendi ideolojik ve siyasi yaklaşımlarına göre farklı tanımlar getiren Locke, Rousseau, Hegel, Marks, Gramsci vb.lerin hangisinin tanımını uygulayabilirsiniz bizim sivil toplumumuza ve STK’larımıza? Sivil toplum devlet ikilisi arasındaki çizgiyi nasıl çizersiniz? Bu ikisinin kesişim alanında neler var? Sivil toplum-politik toplum ikilisi ile sivil toplum-devlet ikilisi bizim memlekette ne kadar çakışır?

Bu soruların cevaplarını yukarıdaki büyük düşünürlerin tanımlarıdan bulup çıkartabilir misiniz? Kesinlikle hayır.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek bir konuşmasında AK Parti’yi bir sivil toplum kuruluşu olarak tanımlamıştı: ‘Toplumun bütün kesimlerine yayılmış, bütünüyle gönüllü üyeliğe, gönüllü çalışmaya ve gönüllü desteğe dayalı bir örgüte, AK Parti’ye sivil toplum kuruluşu demiyeceğiz de kime diyeceğiz’ demeye getirmişti. Bir TV tartışma programında Etyen Mahçupyan ise ‘Halk AK Parti’yi kullanıyor’ demişti -ki pek doğru. Peki, AK Parti için bu söylenenleri hangi sivil toplum kuruluşumuz için söyleyebiliriz? Hemen hiçbiri için...

Eski tanımlar yeni durumlar

Peki, bir politik partinin, politik toplumun değil sivil toplumun bir parçası olduğunu, sivil toplumun bir siyasi partiyi tepe tepe kullandığı fikrini klasik sivil toplum-politik toplum tanımlardan biri ile bağdaştırabilir misiniz?

Şu anda birçoğunuzun AK Parti’nin bir sivil toplum kuruluşu olduğu iddiası karşısında ‘Hadi canım, politik toplumun temel unsuruna, adı üstünde bir siyasi partiye sivil toplum kuruluşu denir mi?’ diye düşündüğünüzü biliyorum. Sivil toplum kuruluşu meslek odasıdır, dernektir hadi bilemedin vakıftır, öyle değil mi? Öyleyse şimdi soralım, Atatürkçü Düşünce Derneği bir dernek olduğuna göre, sivil toplum kuruluşu mu oluyor? Hayır mı dediniz, neden olmasın devletin en derin köklerini sivil alanın içine salmasından daha normal ne olabilir ki? Meslek odalarımızın hemen tamamı devletin derin kökleri ile ne kadar hemfikir, görmüyor musunuz? Devletin toplum içine saldığı bu köklere sivil toplum kuruluşu derken, elimiz titremiyor da, toplumun devletin içlerine doğru uzattığı bir siyasi partiye neden sivil toplum kuruluşu diyemiyoruz? Aslında, sivil toplum ile devlet arasında sanıldığı gibi öyle keskin bir ayrım çizgisi yok. Toplumun yapısına, örgütlenişine göre ikisinin ortaklaşa paylaştıkları bir alan var. Sivil toplumla devleti ayıran bir çizgi olduğunu varsaysak bile bu sınır sürekli değişiyor. Bu sınır toplumdan topluma ve zaman içinde salınıp duruyor.

Bizim sivil toplum ve sivil toplum kuruluşlarımıza eski ustaların tanımları ile değil, gözümüzün önündeki gerçeği anlamaya çalışarak kafa yorarsak belki de ilk başta garip gelen böyle sonuçlara ulaşabiliriz. Bir siyasi partinin aslında sivil toplum kuruluşu olabildiğini, buna karşılık dernek ve meslek odası gibi kuruluşların bal gibi devlet uzantıları olduğunu görebiliriz.

Evet, böyle bir yaklaşım mükemmel olmayabilir. Ama sanırım, doğmatik ve basmakalıp olmaktan yine de daha iyi...

 

Tarih: 13 Ekim 2008 Pazartesi, 02:44

İŞLEMLER  

Yorumla

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Yorumunuz

Gönder

Şikayet Formu

  • Bu yorumun hakaret, iftira veya herhangi bir başka suç içerdiğini düşünüyorsanız site yöneticisini uyarmak için şikayetinizi yazın.
  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Şikayetiniz

Gönder

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

Yorumlar

ÖNE ÇIKANLAR

DİĞER AÇIK GÖRÜŞ HABERLERİ  

['http://www.stargazete.com/dosya/reklam/staregazetebanner.swf','305','150']
star RSS KAYNAKLARI

SON DAKİKA

HAVA DURUMU  

İl:

FOTOGALERI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN
star CUMARTESİ
star PAZAR
star SPOR
AÇIK GÖRÜŞ
star EGE
pek yakında
Star gazetesi haber ihbar hattı
star mobil

MENÜ

REKLAM

www.yirmidort.tv

SON DAKİKA

SİTEDE ARA