
Köpeklerle eğitim aldığı için herhangi bir objeyi havada yakalayabiliyor, koku yeteneği mükemmel, çok hızlı koşuyor... Yeni gösterime giren Süper Ajan K9 adlı filmdeki ajanın yapmadığı yok. Filmin oyuncuları bu ajanın her şeyi çözebileceğini söylüyor: ‘Hatta Ergenekon’u bile çözmeye aday ama kendi yöntemleriyle’
Melih Ekener ve Cengiz Küçükayvaz, Hababam Sınıfı ile başlayıp Maskeli Beşler ile süren en sonunda da geçen hafta gösterime giren Süper Ajan K9 filmine kadar hep birlikte oynayan iki oyuncu. Onlarla oyunculuğu ve yeni filmleri Süper Ajan K9’u konuştuk...
Fazla iddialı olur mu bilmem ama Süper Ajan K9 için Türkiye’nin ilk absürt komedi filmi diyebilir miyiz?
Cengiz Küçükayvaz: Evet diyebiliriz. Umarım bu film, yurtdışında da gösterilir. Çünkü bunu kapsıyor film. Ne kadar yerel olsa da bunlar bilinen şeyler. Zaten seyirciyi bilmediği bir şeyle yüzleştirmek asla gayretimiz olamaz hele komedi filminde. Seyirci komedi filmlerinde bildiği şeye güler. Komedi topluca yaşanan bir şeydir. Komedi tek başına izlenince güldürmez. Yanındakini dürtersin ‘Bak nasıl oldu’ falan diye. Ben senaryoda bu çoğunluğu yakalamaya yönelik bir sistem izledim. Matematiğim bu doğrultuda oldu. Avrupalı da ‘A biz bunu yapmadık ki’ diyecek. O yüzden de Türk sinemasında bu tür filmlerin içerisinde çok özerklik taşıyor.
Normalde sinema eleştirmenleri bu filmlere mesafeli davranırken gişede en çok iş yapan filmler bunlar olur. Bu absürt komedinin Türkiye’de tam olarak algılanmamasından olabilir mi?
C.K.: Bu savı söyleyebilmek için bu anlamda verilmiş örneklere bakmak lazım. O da yok. Olmadığı içinde bu yargı otomatik olarak çürüyor. Bir şeyi algılayamamanız için ortada bir ürün olması lazım. 2008 yılındayız, dokuz yaşındaki çocuklar bilgisayarda oturup program yapıyorlar. Filmimizin teknik bazdaki özelliği planlar. En kısa bir saniye, en uzun 30 saniye ile sınırlı. Korkunç bir hız var. Bunun yanında eski tekniklerden kullanmış olduğumuz bir özümüz de var. Bunların ikisini kaynaştıran bir film yok Türkiye’de. Olmadığı için de sinema eleştirmenlerinin bir yorum yapabilmesi için ancak Avrupa’daki filmin özelliklerine bakması lazım.
Melih Ekener: Sinema eleştirmenlerine kırgınım. Daha doğrusu onları anlamıyorum. Amerika’da ben sinemaya gitmeden önce dergiyi açıyordum, iki tane köşem vardı, onları okuyor öyle gidiyordum sinemaya. Benim için o kritikler önemliydi. ‘Şunun filmine gidin veya gitmeyin, şu sahnesine dikkat edin aralarında kırgınlık oldu. Setteydim ve gözlerime inanamadım’ gibi şeyler yazıyorlar. Biz altı yedi film yaptık bir tane kritik görmedik. Neye göre kritize ediyorlar. Eğer beğeni kritiği yapıyorlarsa çok aşağılık oluyor o zaman. ‘Ben beğenmiyorum kardeşim gitmeyin’in adına kritik denmez. Eğer teknik kritik yapacaksan da benim kadar sinemayı bilmen lazım. Oyunculuğunu da, elektrikçisini de kabloyu çekeni de görmen, ne yaptıklarını bilmen lazım.
‘K9 SALAK BİR AJAN’
Türkiye’de belli konularda bir hoşgörüsüzlük vardır. Mesela sizin filmin fragmanında ajan, köpeklerle beraber bir köpek kulübesinde kalıyor. Bu konularda bir tepki almayı bekliyor musunuz?
C.K.: Filmin adı neden K9? Hiçbir iş verilememesi gereken, yürüyen bir bomba. Tıpkı Peter Sellers’ın Parti’sindeki garson gibi. Yani kesinlikle görev verilmemesi lazım. Ve işin ilginç yanı biz eli yüzü düzgün bir adam koysaydık oraya amacımız güldürmek olmazdı, boyut çok daha farklı olurdu. K9, o kadar salak ki, ben devletime hizmet vermek amacıyla biniyorum dediği otobüsü bile şaşırıp, K9 köpek eğitimi verilen bir yere gidiyor ve sesini çıkarmıyor. Çünkü ‘Demek burada böyle eğitim veriliyor’ diye düşünüyor. O kadar salak yani. K9 eğitimini aldığı için ona bu isim veriliyor. Köpeklerle eğitim aldığı için bir şeyi havada yakalayabiliyor, koku yeteneği mükemmel, çok hızlı koşuyor. Verdiği avantajları düşünebiliyor musunuz? İşte o yüzden kulübede. Yazarken bunları da düşünmem gerekiyordu. Oyuncu için büyük avantaj, filmin belli yerlerinde, çok sıkıştığı anda köpek ne yapar havlar, o da havlıyor işte.
Filminizde Türk emniyetini de ti’ye alma var gibi...
M.E.: Yani biz bunu böyle bir amaçla yapmadık ama dolaylı olarak oraya gitti film. Yani devletin bu ayağını anlatalım, onu eleştirelim diye yapmadık. Ama böyle bir olay olsa Türkler çözerdi dedik. Ama kendine has çözerdi dedik. Hatta Ergenekon’u bile çözmeye aday K9 ama kendi yöntemleriyle.
Komik olmanın bir bedeli var
Bütün ünlüler bir baskı altındadır. Komedi oyuncusu daha büyük baskı altındadır çünkü hep neşeli olmak, sempatik olmak gibi bir baskı vardır üstünde. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?