Spielberg’in öyküsünden yola çıkılarak çekilen Kartal Göz, Kubrick’in ünlü filmi 2001 Uzay Macerası’nın etkilerini taşıyor. Son dönemin güzel yıldızı Michelle Monaghan ile geleceğin Indiana Jones’u Shia LaBeouf filmin başrollerinde
Stanley Kubrick 2001 Uzay Macerası’nı çekerken etkilerinin sinemanın geleceği üzerinde bu kadar büyük olacağını herhalde tahmin etmezdi. Üstelik öngörüsünün son dönemlerde yaşanan histeri krizini de bu kadar destekleyeceğini bilemezdi.
D.J. Caruso’nun yönettiği Kartal Göz’de ABD iç güvenliğini sağlamak için geliştirilen bir süper bilgisayarın olaylar karşısında kendi bağımsız yorumlarını getirerek düzeni kendi tercihlerine göre değiştirme çabası anlatılıyor.
Spielberg’in yazdığı hikayeden yola çıkılarak çekilen filmin yönetmeni olan Caruso 2007 yapımı Disturibia-Şüphe’yi de yönetmişti. Her iki filmin yapımcı şirketi Spielberg’in ortağı olduğu DreamWorks. Bu anlamda Caruso’nun son dönemlerde Spielberg’in prensi olduğunu söyleyebiliriz. Filmin bir diğer prens ismi de Shia LaBeouf. Bu iki isim de Disturibia’nın kadrosundan. Filmin kadın oyuncusu son dönemlerde ismini sık sık duyduğumuz Michelle Monaghan.
KUBRİKVARİ BİR FİLM
Filmin türü yapımcısı tarafından aksiyon olarak sunuluyor. Bense bu filmi Spielberg’in elini değdiği birçok film gibi kökünü gerçek hayata dayamış ve geleceğe ışık tutan bir bilimkurgu olarak tanımlayabilirim. Hatta Spielberg’in öyküsünü yazdığı bu film için ABD’nin yaşadığı paranoya ile Kubrickvari bir karanlık geleceğin buluştuğu muhteşem film tanımlamasını da yapabiliriz. Bunu yaparken içerikte önemli bir değişim yapıldığını da söylemeliyiz.
BİLGİSAYARIN İSYANI
Kartal Göz’deki süper bilgisayarın deyim yerindeyse isyan etmesinin sebebi, ABD başkanının, siyasetçilerin insanlık dışı davranışları ve tercihleri. Filmin başında bir teröristin kimliği belirlenmeden katıldığı bir cenaze töreninin uçaklar tarafından bombalanması ve cenazeye katılan bütün insanların ölmesi bilgisayarı bile zıvanadan çıkarıyor. Bu anlamda Steven Spielberg’in ABD hükümetini eleştirdiği, hem de gerçekten yaratıcı bir şekilde eleştirdiği ilk film diyebilirim Kartal Göz için.
1993 yapımı Schindler’in Listesi’nden beri tavırlarıyla ve üretimleriyle alttan alta Hollywood’taki Siyonizm’i destekleyen yönetmenin ABD hükümetine karşı aldığı en sert tavır Kartal Göz. Tabii bu biraz da ABD’de 11 Eylül sonrası devlet, toplum, polis üçgeninin değişen ve faşizme yürüyen ilişkisi üzerine de bir eleştiri. Bu haftanın en iyi filmi diyebileceğimiz Kartal Göz’ü kaçırmayın.
Filmin konusunu kısaca özetlersek: Filmde işlemedikleri bir suçun tuzağına düşmüş iki yabancının hayatının aynı noktada kesişmesi anlatılır. Bir yandan masumiyetlerini korumaya çalışırken hayatta kalmanın mücadelesini verirler. İstediği her şeyi manipüle edebilme konusunda güce sahip olan bir düşmanın pençesine düşen Jerry ile Rachel’in hızlı tempolu mücadelesi soluksuz gerilim yüklüdür.
Filmin adı: Eagle Eye / Kartalın Gözü
Yönetmen: D.J. Caruso
Oyuncular: Michelle Monaghan, Shia LaBeouf, Billy Bob Thornton, Anthony Mackie, Rosario Dawson
Tür: Dram-gerilim
Makedon yönetmen Milcho Manchevski üretimleriyle Makedon sinemasının bir iz düşümünü yaşıyor. Değişim geçiren ülkesinin kimlik arayışını sinema diline yansıtan yönetmenin bir önceki filmi Dust Makedonya’da çekilmiş bir westerndi.
Biz ise onun ismini ilk olarak 1994 yapımı Yağmurdan Önce ile duyduk. Film, hikayesi oyunculuğu ve duygusu ile dört dörtlük bir filmdi. Zaten o filmle Makedon sinemasının yurtdışına pazarladığı önemli bir sinemacı olma özelliğini taşıyor Manchevski. Bu yıl da Gölgeler Makedonya’nın 2008 Oscar adayı oldu. 1999 yapımı Night Shyamalan’ın filmi 6. His ile büyük benzerlikler gösteren Gölgeler ağır bir trafik kazasından kurtulan bir adamın iyileşip normal hayatına döndükten sonra yaşadığı anormallikleri anlatıyor.
Filmin başrolünde oynayan Borce Nacev ortalama bir oyunculuk gösteriyor. Ülke sineması için iyi bir isim ama dünya sineması için pek de hatırlanacak gibi gelmiyor bana. Filmin kadrosunda başka bir isim var ki gerçekten yeteneği ile bütün filmi taşıyor. Vesna Stanojevska’nın ilk uzun metrajlı filmi Gölgeler. Ama müthiş performansı bu satırları yazmamıza sebep oluyor. Makedonya Ulusal Operası’nda arp çalan Stanojevska filmin en güzel notası gibi duruyor.
Ölümden dönen insanların daha sonra ölüler tarafından rahatsız edilerek yardım istediğifilmler artık neredeyse benimsediğimiz ve yenilik taşımayan yapımlar. Fakat bu tür bir filmi Avrupa Sineması’nın daha bozulmamış kendine has üslubu olan Makedon sinemasının diliyle seyretmek yeni bir tecrübe. Filmi Hollywood endüstrisine kıyasla taşıdığı amatör heyecanla seyretmek farklı bir macera haline geliyor.
Öykünün kısa özetini verirsek: Korkunç bir araba kazasından kurtulduktan sonra hayatı değişen genç ve yakışıklı Şanslı Lazar’ın hikayesini anlatıyor film. Lazar, tuhaf insanlarla tanışır: Yaşlı, bebekli bir adam, unutulmuş bir lehçe konuşan ihtiyar bir kadın, hazin bir sırrı olan genç ve güzel bir kadın... Peki ama bu insanlar neden onu seçmiştir? Bu soruya cevap verebilmek için Şanslı artık büyümeli ve olmayı istediği adam olmalıdır.
Filmin adı: Gölgeler / Shadows
Yönetmen: Milcho Manchevski
Oyuncular: Petar Mircevski, Sabina Ajrula, Filareta Atanasova, Vesna Stanojevska
Tür: Dram-gerilim
Taşranın cinnet geçiren insanları
Bu hafta vizyona giren Cinnet tam bir tür filmi. 1974 yılı yapımı The Texas Chain Saw Massacre ile popüler olan Testere ve Otel ile zirveye oturan vahşet filmlerinin son örneği.
Tony Gilroy’un yönettiği Cinnet türdaşlarından oyuncularının iyi performansı ile bir adım öne çıkıyor. En azından karakterlerin bir derinliği ve yaptıkları vahşetin bir sebebi var. Bu tür filmlerde çoğunlukla taşralı insanların şehirlilere karşı duyduğu hoşnutsuzluk göze çarpar. Çünkü şehirlilerin ‘dünyayı ben yarattım’ tavırları bu hoşnutsuzluğun sebebidir. Cinnet’te ise bu duyguyla beraber aslında çocuk sahibi olamayan ve aşırı dindar olan bir ailenin saplantılı çözüm projeleri söz konusu.
DOZUNDA SADİZM VAR