
Yelken yarışlarının en prestijlisi olarak kabul edilen ve genelde erkeklerin yarıştığı Cap İstanbul’da iki kadın yarışçı da yer aldı. Onlardan biri Fransız Jeanne Gregoire’di. Bin 660 mil yarışan Gregoire ‘Evime dönünce üç ay uyuyacağım. Kadın olduğumu hatırlamak için makyaj yapıp kıyafetler alacağım’ diyor
Bir ay süren Avrupa Kültür Başkenti Cap İstanbul sona erdi. 14 Eylül’de Fransa’nın Nice kentinde verilen startla bin 660 millik büyük bir mücadele de noktalandı. İstanbul rotalı bu zorlu yarışta 27 yarışçı arasında iki kadın yelkenci de vardı. Genelde erkeklerin yaptığı bu spor dalında iddialı olmaya çalışan iki kadından biri Fransız Jean Gregoire.
Yarışlarda genel klasmanda 14’üncü olan 32 yaşındaki Jeanne Gregoire’nin yaşamı oldukça ilginç. At binicisiyken hukuk eğitimi almış ancak Figarist olmuş. Figaro yarışlarının en zorlusu olan Cap İstanbul’un denizcilik dünyasındaki önemi de üst düzeydi. Çünkü Figaro sınıfında var olabilmeyi başaran denizciler ‘Figarist’ adıyla anılıyor. Bu da yelkencilikte ‘rüştünü ispat etmek’ demek oluyor. Gregoire, Nice-İstanbul arasındaki bu uzun rotada teknesinde tek başına, dışarıdan hiçbir yardım almadan bitiş çizgisini geçenler arasındaydı. Bu sporu küçümsemeyin, erkeklerin arasında kadın yarışmacı olmak hiç kolay değil. Küçümseme, dikkate alınmama gibi sıkıntılardan bahsediyor Gregoire ve ‘Ancak ben kendimi çoktan kabul ettirmiştim’ diye konuşuyor.
YARIŞLARA hazırlanmak için haftada sekiz saat spor yaptığını, fiziksel olarak güçlü olmak için yük taşıdığını anlatan Jean Gregoire, günlerce denizde kalındığı için bunları yapmak zorunda olduğunu söylüyor. Bu yarışların en büyük tehlikesi kuşkusuz suya düşmek! Gregorie: ‘Kesinlikle çok tehlikeli bir durum. Gece yarısı elinizde küçük bir fenerle yol alıyorsunuz. Düşseniz ölebilirsiniz. Yaşama şansınız çok zayıf oluyor. Bir yarışçı için en korkunç olan durum bu. Eğer ölmüyorsanız üç gün boyunca ıslak dolaşmak zorunda kalıyorsunuz.’
Gregorie bu yarışlarda suya düşmedi ancak çok zorluklar yaşadı, uykusuzluk gibi... Bazen günde beşer dakikadan üç kez uyuduğunu, en fazla bir gün içinde iki saat uyuyabildiğini anlatan Gregoire şöyle devam ediyor: ‘Denizde olduğunuzda kadın veya erkek gibi kavramlar ortadan kalkıyor. Ben karada kadınım denizde denizciyim. Bir buçuk ay evinizi sırtınızda taşımışsınız gibi oluyor. Fransa’ya, evime dönünce kendimi yatağa atıp üç ay boyunca uyumayı düşlüyorum. Kesinlikle uzun bir süre balık yemek istemiyorum. Bütün yarış boyunca üç kıyafetim vardı. Eve döndüğümde en lüks mağazalara gidip kadın gibi görüneceğim giysiler satın alacağım, makyaj yapacağım.’
İlginç görüntüler birbirine rastladı
Birbirinden farklı mecralardan elde edilen görüntüler rastgele eşlense ne olur? İster istemez ikisi arasında bir bağlantı kurarsınız. Ya bunlara, kafiyeli ve anlamlı bir isim verildiğini görseniz? O anlamı görüntülerde aramaz mısınız?
Şiirleriyle de tanıdığımız Necmi Zeka, Dirimart galerisinde açılan Kafiyeler ve Haftalar adlı sergisinde bu sorulara yanıt arıyor. Zeka, gündelik hayatta önümüze çıkan moda dergileri, sanat dergileri, gazeteler gibi farklı mecralarda yer alan görselleri eşleştirerek tuvallerine taşımış. Zeka; görüntüleri değiştirmiş, renkleriyle, ışıkla oynamış ve bunları adlandırırken edebiyata başvurmuş. Herhangi bir mecrada, dergide, gazetede iki görüntü nasıl ki tesadüfen yan yana gözümüze çarparsa bu tuvallerde de öyle oluyor. Necmi Zeka ‘Böylece yan yana gelen iki görüntüye bir de sözel düzlemde uyaklı birliktelik sunuyorum ve bunun çalışma mekanizmasını göstermek istiyorum; bunun bazen çalışmadığını, bazen de fazla çalıştığını, o işleyişin imkanları ve tıkandığı yerlere işaret ettiğini gösteren bir dizi bu’ diyor. Sergi, 1 Kasım’a kadar görülebilir.
ÖZKAN GÜVEN