ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Zengin bir ailem yok o yırtma çabasını bilirim - PAZAR

Zengin bir ailem yok o yırtma çabasını bilirim  

12 Ekim 2008 Pazar, 01:44 PAZAR

Zengin bir ailem yok o yırtma çabasını bilirim

Türk sinemasının yeni yüzlerinden Nurgül Yeşilçay, Erden Kıral’ın uzun zamandır beklenen filmi Vicdan’da oyunculuğunun zirvesinde. Yeşilçay, filmde canlandırdığı yoksul ve cesur Aydanur karakterinin çok yabancısı olmadığını söylüyor

Erden Kıral’ın beklenen filmi Vicdan sonunda gösterime girdi. Altın Portakal için de yarışan Vicdan, bir Ege kasabasında işçi sınıfının zorlu yaşamını fon alan tutkulu bir aşk üçgenini, kadınların onları öğüten ataerkil değirmene direnirken un ufak olmalarını konu alıyor. Filmde, Nurgül Yeşilçay’ın canlandırdığı Aydanur ile Murat Han’ın canlandırdığı Mahmut ilişkilerini, Mahmut’un, Aydanur’un çocukluk arkadaşı Songül ile evlenmesinden sonra da sürdürüyor. Ancak iki kadın dostluklarını tipik bir maço olan Mahmut’a tercih edip gönüllerince yaşamaya kalkınca, Aydanur’a tutkun, Songül’ü malı gibi gören Mahmut zıvanadan çıkıyor...

Kurtulmaya çalıştıkça batağa saplanan, hataları yüzünden vicdan azabı çeken Aydanur’u başarıyla canlandıran Nurgül Yeşilçay ile üstün bir performans veren rol arkadaşı Tülin Özen’in kimyalarının tutması filmin özellikle ilk yarısını son derece çarpıcı bir hale getiriyor. Yeşilçay ile kariyerinin belki de en önemli rolü sayılabilecek Aydanur’u ve filmin kadın odaklı yaklaşımını konuştuk.

İSTANBUL ÖZENTİSİ

Aydanur sinemada canlandırdığınız en ‘yoğun’ karakter. Belki Yaşamın Kıyısında’daki karakter kıyaslanabilir onunla. Nasıl hazırlandınız bu role?

Hazırlık aşaması uzun sürdü, altı ay kadar. Filmi ayaklandırmamız bir yılı buldu, üzerinde çok konuştuk. Çok yabancı olduğum bir durum değil. Zengin bir ailede büyümedim. O çevreyi biliyorum, İzmirliyim. İzmirli kızların İstanbul özentisini, yırtma çabalarını biliyorum. Alsancak gibi gelir düzeyi yüksek bir semtte otursanız bile İstanbullu olmak, büyükşehre gitmek hevesi vardır İzmirlilerde. Bu kız zaten çok küçük bir yerde oturuyor. Kaderi belli... Antigone’den yola çıktım aslında. Trajik kahramanların kaderi önceden bellidir. Kaderine başkaldırınca trajik karakter olur. Bu filmde de kaderine başkaldıran Aydanur. Annesi, anneannesi, tanıdığı diğer kadınlar gibi yaşayıp ölmek istemiyor. Gencim, güzelim, yırtabilirim diye düşünüyor. Ama hayat onun istediği gibi olmuyor...

Mahmut ile severek birlikte olduğu, onun tarafından sırf bu yüzden aşağılandığı, öteki kadın haline getirildiği için de isyan ediyor. Gezmekten, giyinmekten, makyaj yapmaktan da taviz vermiyor. Bu bir isyan mı yoksa özgürleşme süreci mi?

Filmde herkes sırayla öteki oluyor. Ben Mahmut ile beraberken öteki olan Songül. Songül, Mahmut ile evlenince öteki olan ben. Songül ile ben beraber olunca öteki olan Mahmut. Bu durum sürekli değişiyor. Aydanur’u diğerlerinden farklı yapmazsak kahraman olmaz diye düşündük. Kahramanlığı klasik anlamda, Amerikan sinemasındaki gibi değil. Çok iyidir, dört dörtlük bir insandır, tam da evlenilecek kadındır, çok da güzel giyinir... Öyle olduğunu düşünmüyorum, kahraman değişebilir. Anti - kahraman aslında Aydanur. Filmin ‘kötü kadın’ı diyebiliriz. Başından beri gitmek istiyor kasabadan. Mahmut ile yaşadığı aşktan dolayı kopamıyor. Hayalleriyle aşkı arasında sıkışıp kalıyor. Mahmut ile bir yere varamayacağını anlayınca gitmeye karar veriyor. Sonra başına bir sürü şey geliyor.

YIPRATICI BİR AŞK

Çok da değişken Aydanur. Pavyonda çalışırken maliye müfettişiyle evlenip onun muhafazakar ailesine yaranmak için tesettüre girmeyi bile kabullenebiliyor.

Bir yere koyamıyor kendini, bir şeye tutunmak istiyor. Uçlarda yaşayan bir kız. Psikolojisi sağlam değil. Birine ait olmak istiyor. Pavyon istediği gibi değil. Birini buluyor, evlenmeyi kabul ediyor. Onu da bir deniyor. Olmuyor. O yorucu aşkı bir daha yaşamak istemiyor. Mahmut ile birbirlerini çok yıpratıyorlar. O yüzden onu görünce kaçıyor.

Erden Kıral, çok etkilendiği kiremit fabrikasından ‘Benim cehennemim’ diye söz etti. Filmde Aydanur oradan kaçan ama gerçek kurtuluşu başaramayan bir kadını temsil ediyor. Aydanur’un çelişkisi birçok kadının çelişkisi. Erden Kıral ile bunu konuştunuz mu?

Erden Kıral ile asıl o kadar az parayla geçinen insanların daha marjinal olduğunu konuştuk. O yüzden marjinal bir film yaptık. Asıl sertlik orada. Az parayla dört çocuğa bakabilmek büyük cambazlık gerektiriyor gerçekten. Çok şey konuştuk, birlikte çok vakit geçirdik. Gecenin bir vakti aklımıza ne gelse konuştuk.

Tarzına, tipine kendi karar veriyor

Birçok kişi Vicdan’ı doruğa çıktığınız film olarak görecektir. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz performansınızı?

İnsan kendini hiçbir zaman tam olarak beğenemiyorum. Asla mütevazı olmaya çalışarak söylediğim bir şey değil bu, gerçek. Hala şurada şunu, burada bunu yapmasaydım diyorum. Ama genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim.

Aydanur’un tarzını, görünüşünü sanat grubu mu belirledi, siz mi?

Eğreti Gelin’den beri bütün rollerimde ne giyeceğime, saçımı nasıl yapacağıma, makyajımın nasıl olacağına, hepsine kendim karar veriyorum. Çünkü bizde o sektör tam olarak oturmuş değil. Kostümcü senaryoyu okuduğunda karakterleri tam olarak çıkaramıyor. Sinema-televizyon mezunu değil. O bölümden mezun olanların hepsi yönetmen olmak istiyor. En fazla görüntü yönetmeni oluyorlar. Bizde hala sesçiler, ışıkçılar okullu değil alaylıdır. Dolayısıyla sinema bilgileri az oluyor. Bir senaryoyu nasıl okuyacaklarını tam olarak bilemiyorlar. Doğru direktifleri verdiğiniz zaman işler yürür. ‘Bu kız parlak renkler seçer, asla silik değildir, askılı giyer’ dediğiniz zaman size doğru şeyler getiriyorlar. Ama bir karakteri yaratmak onlar açısından çok zor. Giysileri ben seçtim, saçlarımı kendi kuaförüme kestirdim. Balyajlarını özellikle yaptırdım. Dedim ki ‘Seyrek olacak balyajlar, çünkü parası yok, az yaptırmıştır ve rengi de turuncu olacak!’

Bu filmde yapımcı da sayılırsınız. Şirketiniz U.S.T.A. uygulayıcı yapımcıydı. Sete biraz daha hakim miydiniz? Daha mı rahat ettiniz?

Rahat ettim ama ben hiçbir şey düşünmedim bu konuda. Bağlantıları güzel yaptılar. Mekanlar iyi seçildi. Bütün mekanlara birlikte baktık. Önce Turgutlu’da çekilecekti sonra Cem, Alaçatı’yı tercih etti. Çok kolay oldu, Çeşme’de tatil yaparak filmi çekmiş olduk. İzmir Belediyesi çok büyük katkı sağladı bize. Çok iyi otellerde kaldık, çok iyi yerlerde yedik, sağ olsunlar.


Magazin, moda dergileri, televizyon dizileri bizi çok güzel uyuşturuyor

ZENGİN bir ailede yetişmediğinizi söylediniz ama bu filmde anlatılan küçük bir kasabadaki işçi sınıfının kısıtlı yaşamı Türkiye’nin çok geniş bir kesimini temsil ediyor. Filmin başındaki kiremit fabrikası sahnesi, kolu kopan işçi, kadınların gece vardiyasında çalışmaları, zor ayakta kalabilmeleri çarpıcı. Bu realiteye dair düşünceleriniz neler?

Böyle bir durum dünyanın her yerinde var. Belki bazı yerlerde daha az, ama bizim gibi ülkelerde çok fazla. Bu gidişle daha da olacak...

Kadınların üretime katıldıkları kadar siyasete katılmaları mümkün değil, çok kısıtlı. Çok çalışmak, üretmek istediklerinde kadınlara bütün yollar açık ama karar mekanizmalarına katılmaları önleniyor. Siyasi bilinçlenmeleri, parlamentoya girmeleri, önemli pozisyonlara gelmeleri meselesinde neler düşünüyorsunuz?

Kadın ile erkek arasında birtakım farklar var, tabii. Her anlamda eşit olduklarını düşünmüyorum ama tabii haklar ve elde edilmesi gereken haklar açısından eşitler. Biz kadınlar da ne yazık ki bazı şeyleri bahane ediyoruz ve erkekler de bu bahaneleri çok iyi kullanıyor. Çocuktan sonra olan süreci düşündüğüm zaman, gerçekten çok zor. Hem çocuk hem çalışmak hem evi idare etmek. Çünkü evi, erkek ne yaparsa yapsın kadın idare ediyor. Kadınlara böyle ufak haklar vermişler ve diyorlar ki ‘Siz burada takılın, tatlı olun, biz dünyayı kurtaracağız!’ Kadın da diyor ki ‘Ben zaten çocuk yaptım, dünyanın en önemli şeyi.’ Gerçekten de önemli, içinizden başka bir varlık çıkıyor; ve kendini ikinci plana atabiliyor. Kadınlarla da alakalı bir şey. Duygusal ve duyarlı yapımızı bize karşı kullanıyorlar, biz de ‘Tamam’ diyoruz. Bunu orada yaşayanlar ‘Çocuklarım için saçımı süpürge ettim’ diye yaşıyor. Buradakiler başka şeylere takılıyor: Marka takıntısı, her gün kuaföre gitmek... Bize böyle ufak şeyler sunuyorlar, renkli bir dünya... O dünyanın içinde yaşıyoruz ve başka şeyleri görmüyoruz. Magazin, moda dergileri, televizyon dizileri bizi çok güzel uyuşturuyor. Biz de buna hayır demiyoruz.

Tarih: 12 Ekim 2008 Pazar, 01:44

İŞLEMLER  

Yorumla

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Yorumunuz

Gönder

Şikayet Formu

  • Bu yorumun hakaret, iftira veya herhangi bir başka suç içerdiğini düşünüyorsanız site yöneticisini uyarmak için şikayetinizi yazın.
  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Şikayetiniz

Gönder

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

ÖNE ÇIKANLAR

MURAT MENTEŞ - PAZAR RÖPORTAJLAR
star RSS KAYNAKLARI
STAR SERİ İLANLAR - İLAN VERMEK

MENÜ

REKLAM

sağlıklı yaşam seti

SON DAKİKA

SİTEDE ARA