
Hatice Aslan, hem tiyatro seyircisi hem de dizi meraklılarının yakından tanıdığı bir isim. Üç Maymun filmindeki performansıyla şaşırtan Aslan, Cannes Film Festivali’nin ardından Altın Portakal’da da dikkat çekti ‘Dizilerde evli ve çocuklu, mazbut bir kadını canlandırdım. Oysa bu filmde başka bir kadın var... Nasıl ki bir cerrah organ ayrımında bulunmuyorsa, oyuncu da rol ayrımında bulunmaz’ diyen ünlü oyuncuyla konuştuk
Konservatuarda kirpiklerimi keserdim!
En başından beri hayaliniz miydi oyunculuk?
Küçükken kara kuru bir kızdım. Kocaman gözlerim vardı. Öğretmenler bana gözlerimi yumdurup kirpiklerime bakardı. Upuzun kirpiklerim vardı. Konservatuara başlayınca kesmeye başladım kirpiklerimi! Utanıyordum çünkü. Öyle bir Hatice’ydim. Biz evdeyken masallarda ne varsa hepsini oynardık. Evin içinde öyle geçerdi hayatımız. Televizyonla çok geç tanıştım. Sesim de çok güzeldir. Ben zaten konservatuar deyince, babam müzik bölümü sanmış. Akrabalarım söyler; ben sürekli kıyafet değiştirip oyun oynarmışım. Hep çok süslüydüm.
Üç Maymun’un projesine nasıl dahil oldunuz?
Deneme çekimlerine gittim. İlk gittiğimde erkek oyuncular bulunmuş, kadın oyuncu bulunmamıştı. Filme son anda dahil oldum. Üçüncü gidişimde dediler ki ‘İki oyuncu daha var, karar verdiğimizde sizi arayacağız.’ Ondan sonra haber geldi zaten. Dört gün içinde başladım.
Senaryoyu okuduğunuz zaman karakterinize nasıl hazırlandınız?
Alt metin çalışmadan daha çok sette tartışarak çekimleri yaptık. Nuri Bey oturtmuş zaten kafasında karakteri, ne istediğini çok iyi biliyordu. Öyle olunca da her şey düzgün oluyor. Bir oyuncu olarak en çok zevk aldığım şey, versinler bana karakteri çeşit çeşit oynayayım.
Hatice Aslan Üç Maymun ile gündemimize düştü. Daha önce neler yaptınız?Ankara’da yaşıyordum, sekiz sene oldu İstanbul’a geleli. Ben İstanbul’u hep çok sevdim. Ankara’da yaşarken kültürel faaliyetler için gelirdik İstanbul’a. İstanbul sevilmeyecek bir şehir değil. Köprüden geçmek, deniz yolculuğu... süper. Düğün Şarkıcısı dizisinin çekim yeri de çok güzel. Kocamustafapaşa’da çekiyoruz ve bana orası Sivas’ı hatırlatıyor. Karma bir yapı var ve çok iyiler. Başörtülüsü, açığı, kimse birbirini yadırgamıyor. Bunun tartışılacak bir tarafı hiç yok zaten...
Peki İstanbul’a nasıl geldiniz?
Ferhunde Hanımlar’ı çekerken ekonomik kriz oldu. Kriz yüzünden dizi durduruldu. Bildiğiniz gibi devlet tiyatrosu sanatçısıyım. Doğru bir zamandı, kolay kolay tayin çıkmaz çünkü. Dilekçemi verdim. Tayinim çıktı ve geldim. Benim lakabım ‘Bal kız’dır, böyle de bir yanım var. ‘Kedi’ yanım da vardır, yumuşağımdır ama vahşiyimdir de. Aileme bir şey olacaksa çok farklılaşabiliyorum.
ÇOK TEKLİF GELDİ AMA...
Türk sinemasında kadın oyuncu olmanın zorluklarını yaşadığınıza inanıyor musunuz?
Ben her zaman inandığım şeylerde yer alacağım, inanmadığım zaman arkamı dönüp gideceğim. Üç Maymun’la beraber benim farklı bir oyunculuğumu gördüler. Burada başka bir kadın var. Diğer rollerime benzemiyor. Nuri Bilge’nin filmi olduğu için zaten dikkat çekiyor. Ben oyuncuyum, bunun içinde de her türlü şey var. Ben onu yapamam, bunu yapamam demem. Beni dizilerden tanıyorlar, orada da hep böyle orta halli mazbut biriydim. O yüzden böyle bir karaktere oturtuluyorum herhalde. Oysa benim tiyatroda oynamadığım rol kalmadı. Nasıl ki bir cerrah organ ayrımında bulunmuyorsa, bir oyuncu da rol ayrımında bulunmaz. Gelecek geçmiş benim için önemli değil. Önemli olan şu an. Kaygının ve savaşın sonu yok. Sıcak varsa soğuk vardır, savaş varsa barış vardır. Önemli olan şu; biz değerlerimize sahip çıkıyor muyuz?
Üç Maymun ilk filminiz... Nuri Bilge Ceylan, Cannes’dan En İyi Yönetmen ödülüyle döndü, başrolü paylaştığınız Yavuz Bingöl de çok beğenildi.
İlk sinema filmim. Benim için çok gurur verici bir şey. Çok sevindim... Bu filme başlamadan önce tiyatro sanatçısı arkadaşım Mehmet Esen beni ne zaman görse ‘Sen bu sene film yapacaksın’ derdi. En sonunda da Üç Maymun oldu. O bende hep sinema yüzü olduğunu söylerdi. Bundan önce de çok teklif geldi ama o zamanlar çok yoğundum yaz kış dizi setlerindeydik.
Tiyatro, sinema ve diziler... Oyunculuk bağlamında en çok hangisi sizi tatmin ediyor?
Bunların üçü de benim için çok değerli. Ben ne dizideki ne de tiyatrodaki rolümü arka plana atabilirim. Ben bütün dizilerde evli, çocuklu bir kadını oynadım. Dikkat etmeseydim bu karakterler tekrar olurdu. Sinema ise yeni bir deneyim ama çok sevdim. Açıkçası çok planlı bir hayatım da yok. Şimdiyi yaşamayı seviyorum, günü yaşarken akşamın telaşında değilim.
Sinemaya neden bu kadar geç girdiniz?
Dizi ve tiyatro çok zamanımı alıyordu. Yaz kış setlerdeydim ve iki oyunda oynuyordum. Geçen seneye kadar bu böyleydi. Sinema insanın en az iki buçuk ayını alan bir şeydi, oysa benim zamanım yoktu.
İÇİME SİNMEZSE YAPMAM