
Türk sinemasının efsane ismi Kadir İnanır yeni filmi Son Cellat’ta görmeye alıştığımızın dışında bir karaktere bürünüyor. Filmlerinde güçlü, sarsılmaz, kendinden emin rollerde gördüğümüz ünlü aktör bu kez gözü yaşlı, çaresiz bir adamı canlandırıyor
Bir Kadir İnanır düşünün ki tuvalet temizliyor. Kamburunun arkasına saklanıp gözyaşlarına boğuluyor. Düştüğü çaresizlik yüzünden en saygı duyduğu insanı satıyor. Yani insanlığın bütün zayıflıklarını sergiliyor. Hatta kendi özgürlüğü için sevdiklerinin canını alıyor. Delikanlı tiplemesinin vazgeçilmez ismi Kadir İnanır bu sefer zavallı bir karakter, arabacı Cabbar üzerinden oyunculuk kariyerinin en cesur performansını sergiliyor. Son Cellat’ta kambur cellat tiplemesiyle herkesi şaşırtan ünlü aktör, yönetmen Şahin Gök’ün ‘Filme yeterince destek vermedi’ eleştirilerini de yanıtladı: ‘Seti bırakıp da nasıl gideyim Altın Portakal Film Festivali’ne. Burada yapılan bir iş var. Ödüle gelince, benim için asıl önemli olan jürilerin seçimi değil, o filmi izleyen insanların beğenisidir. İzleyenler ayakta alkışlamış. İşte bu alkışlar her türlü ödülün üstünde benim için.’
Son Cellat’ta itilip kakılan ve gördüğü baskılar sonunda cellat olmak zorunda kalan bir adamı canlandırıyor-sunuz. Bu sizin filmografinizde pek de rastlanmayan bir karakter.
Bu rolü bunu bilerek seçtim. Oyuncu dediğin belirli çizgiler içine hapsolmama-lı. Kendime meydan okudum diyebiliriz. Yönetmen Şahin Gök bu projeyi çok önceden bana getirmişti ama dolu olduğum için çekememiştik. En sonunda bir ara buldum ve çekimlere başladık. İlk olarak filmdeki savcı rolü teklif edilmişti. Fakat cellatın karakterini ilginç bulduğum için onu tercih ettim.
ALKIŞ ÖDÜLDEN DE ÜSTÜN
Role hazırlanırken bir çalışma yaptınız mı?
Aslında öyle özel bir çalışma yapmadım. Ama benzer durumda olan bir cellatı uzaktan gösterdiler bana. O zaman anladım ki cellatlık yapıp da bir şekilde kendini ifşa eden adamın durumu zor gerçek hayatta.
Son Cellat Altın Portakal Film Festivali’nde ödül alamadı. Şahin Gök’te sizin festivale gelmediğiniz için filme yeterince destek vermediğiniz yönünde bir yorum yaptı.
Her şeyden önce bakın, burada setteyiz. Yüzlerce insan buradan ekmek kazanıyor. Ben seti bırakıp da nasıl gideyim festivale? Burada yapılan bir iş var. Ödüle gelince, siz de biliyorsunuz ki jüri denen bir olgu var. Jürinin yapısına göre bir film ödül alabilir veya alamayabilir. Bu jüri vermez de başka jüri filmi ayakta alkışlar. Bunu söylerken jürinin seçimlerine saygı duyduğumu da belirtiyim. Benim için asıl önemli olan jürilerin seçimi değil, o filmi izleyen insanların beğenisidir. Siz de Altın Portakal’daki gösterimi izlemişsiniz. Bana gelen bilgilere göre herkes ayakta alkışlamış. İşte bu alkışlar her türlü ödülün üstünde benim için.
EKİBİMİZ TRAVMA YAŞADI
Son Cellat söylemek istediğini en düz ve net şekilde söyleyen film. Bu bağlamda da biraz propaganda filmi olarak anlaşılma tehlikesi var.
Kimse bir filmin arka perdesinde neler yaşanıldığına bakmaz. Önemli olan beyazperdede seyrettiğiniz-dir. Ama her filmin bir de çekim hikayesi vardır. Son Cellat’ın da çekim hikayesi çok dramatik. Filmin dış mekan çekimleri kar altında gerçekleştirildi. İç mekanda geçen sahnelerin ise büyük bir kısmı, cezaevi sahneleriydi. Bu sahneler için, bir cezaevi seti oluşturulacakken, Amasya Cezaevi, eşine az rastlanır bir kararla kapılarını film ekibine açtı. Böylece cezaevi sahnelerinin büyük bir bölümü gerçek bir cezaevinde gerçekleştirdik. Bu film Amasya halkının topyekün katkılarıyla çekilmiştir. Çekimlerin onuncu gününde, filmin yapımcısı Ali Zebil hayatını kaybetti. Bütün kadro hem manevi hem de maddi olarak büyük bir travma yaşadı. Sonunda Zebil’in kızı görevi üstlendi, acılı bir çekim süreciydi. Ama izleyici bunları bilmez, sinemada karşısına çıkana bakar. Film adına benim bu konuda bir rahatsızlığım yok. Sözümün başında da dediğim gibi seyirci bize en büyük ödülü festivalde filmi seyrettikten sonra ayakta alkışlayarak vermiştir.
Siz kült bir isimsiniz gelen projeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bana artık nasıl projelerin geleceği belli. Eğer senaryonun içeriğinde toplumsal sorunlar tartışılmıyorsa, bunlara karşı duyarlı olunmuyorsa senaryodaki diğer sinemasal öğelerin benim için bir değeri yoktur. Asıl olan ne anlatmak istediğinizdir. Bunu hep söylediğim için ve şart koştuğum için bana bu tür senaryolar gelir. Bir senaryo yazıp ‘Bunu Kadir Abi’ye götüreyim’ desen, benim o senaryoyu kabul edip etmeyeceğimi daha önceden bilirsin.
Eğer senaryoda toplumsal sorunlar tartışılmıyorsa, bunlara karşı duyarlı olunmuyorsa içindeki diğer sinemasal öğelerin benim için değeri yoktur
Pırıl pırıl birçok genç oyuncu var
Son bir kaç yıldır çok yetenekli kadın oyuncular görmeye başladık, Tülin Özen, Vildan Atasever, Şenay Aydın gibi... Ama erkek oyuncu olarak sanki bir kısırlık söz konusu.
Bence erkek olarak da birçok genç oyuncu var, pırıl pırıl. Bu dizilerin meşhur ettiği oyuncular var. Televizyon dizilerinin bir anlamda faydası da o zaten. Ama asıl olan sinema filmi üretiminin çoğalması ve o arkadaşlarımızın sinema filmlerinde kendilerini göstermesi. Diziler uçup gidiyor sadece tanınmakla kalıyorsun. Filmler ise kalıcı. Şimdi bağımsız sinema çekenler çoğaldı Türkiye’de, sanatsal içeriği derin filmler yapılıyor. Tabii bunların gişesi çok önemli çünkü sinema bir yatırım işidir de aynı zamanda. Eğer bunu göz ardı ederseniz film çekemez hale gelirsiniz. İsterim ki bağımsız sinema hep var olsun. Ama her önüne gelen değil de üç beş kişi birleşip daha güçlü, evrensel sinema değerlerinin sanatla yoğunlaşmış büyük projelere imza atmaları gerekiyor. Sinema dünyanın her yerinde var. Ticaret sineması da, sanat sineması da... Bu yelpazeyi bizim değiştirme şansımız yok ama tercihimizi biraz da, filmin maliyetini karşılayacak, evrensel sinema değerleriyle dolu ama mutlaka sanat kaygısı taşıyan projelere imza atmaktan yana olmalı.
Son dönemlerde 12 Eylül döneminin acılarını işleyen birçok film görüyoruz. Bunlar sizce yeterli mi?