ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Karizmayı çizdirmeyelim diye her işi yapamıyorum - RÖPORTAJ

Karizmayı çizdirmeyelim diye her işi yapamıyorum  

Mazhar Alanson, popüler müziğin en saygın ve yetkin isimlerinden biri... Otuz yıldır, unutulmaz güzellikte şarkılar yazıyor, söylüyor.

Geçen hafta, bir grup sanatçıyla birlikte Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından ağırlanan Mazhar Alanson’la etraflı bir söyleşi yaptık. Moda tasarımcısı eşi Biricik Suden de zaman zaman sohbetimize katıldı

MURAT MENTEŞ

muratmentes@gmail.com

Neşet Ertaş türkü söyledi. Operadan bahsettik. Samimi bir ortam vardı. Kasılıp kalacağımı zannediyordum ama hoşnut kaldım

27 Mayıs günü Çankaya Sofrası’ndaydınız... Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde bir sanatçı olarak ağırlanmak nasıl bir duygu?

Hoşuma gitti. Gururumu okşayan bir davetti. Aslen Ankaralı olduğum için, Çankaya bana uzak bir yer değil. Bir tür komşuluk vardı zaten.

Daha önce Köşk’e gitmiş miydiniz?

Rahmetli Turgut Bey (Özal) zamanında bir resepsiyona katılmıştım. Fakat Abdullah Bey’in sanatçılara özel daveti başka tabii.

Neler konuştunuz?

Sohbet resmi bir havada geçmedi. Arkadaşça, dostane bir sohbet cereyan etti. Herkes sırayla konuşmalar yapacak zannetmiştim. ‘Neşet Ağabey, sizden bir türkü dinlesek?’ filan dedik. Divane Gönlüm’ü söyledi. Ortalık daha da yumuşadı.

Saygı duyulan popüler sanatçıların Cumhurbaşkanı tarafından ağırlanması yeni bir uygulama...

O yönüyle önemli tabii. Orhan Ağabey (Gencebay) telif hakları meselesinden söz açtı. Uzun uzun operadan da bahsettik. Tüm ülkeyi temsil eden Cumhurbaşkanı’nın, kendi de biraz dinlendi gibi geldi bana. Kendimi samimi bir ortamda hissettim. Kasılıp kalacağımı zannediyordum, aksine gayet hoşnut oldum. 

Bu daveti siyaset ve sanat ilişkisi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir cumhurbaşkanının sanatçılarla böyle bir sofrada buluşması çok şık ve memnuniyet verici. Her cumhurbaşkanının, ille de beni çağırması şart değil, sanatçılarla meşgul olması, operacıya da, türkücüye de ‘Her şey yolunda mı?’ diye sorması iyi olur tabii...

UZUN HAVA BENİ ETKİLER

Neşet Ertaş’la özel diyaloğunuz var mıydı?

Normalde şahsen görüşemeyiz. Ayrı meşreplerden geliyoruz. Fakat büyük bir ustadır. Bağlamayı eline alınca ‘Hah, işte bu!’ dedim...

Türkü dinliyor musunuz?

E tabii. Özellikle de yurtdışındayken biri bir sazın teline dokunsa, duysam, onu kalbimde hissederim. İnsanın öz müziği, onun aynı zamanda iç dünyasının sesidir. Ben Yandım’da bağlama kullandım, severim, yine kullanacağım.

Vay canına...

Bazen televizyonda gece geç saatlerde, çocukluğumda izlediğim eski bir Türk filmine rastladığımda, içimden ince bir hüzün tütsü gibi yükselir. Onun gibi yani.

Ne tür türküleri seversiniz?

Uzun hava beni çok etkiler. İbrahim Tatlıses bir uzun hava çaktığında şöyle bir sarsılırım. Çünkü o ağıt gibidir, içten gelir, yapay hiçbir yön bulamazsınız, efkarlı bir haykırıştır. Opera söyleyen tenora duyulan hayranlığa benzemez, başka bir şeydir.

Orhan Gencebay da köşkteki sofraya katıldı. Sever misiniz Orhan Gencebay’ı?

Sevilmez mi? Orhan Gencebay’ın şarkılarında bir dünya görüşü de vardır. Bir Teselli Ver, Hatasız Kul Olmaz gibi şarkıları çok sarsıcıdır. Orhan Ağabey’i çok severim.

Görüşüyor musunuz?

Stüdyoda filan görüştüğümüzde hasbıhal ederiz. Bana yeni bir şarkısının sözlerini söyler, ‘Nasıl buldun?’ der, ‘Çok şahane’ derim. ‘Berhudar ol’ der.

Size de mi ‘Berhudar ol’ diyor?

(Gülümsüyor) Bu söz onun alamet-i farikası. Rahmetli Cem Karaca’nın ‘Merhaba gençler ve har zaman genç kalanlar’ diye bir hitabı vardı, onun gibi. Aslında Orhan Ağabey Berhudar ol diye bir şarkı yazmalı. Artık zamanıdır.

RADİKAL BİR MUHALİF DEĞİLİM

Şarkılarınızda siyasi mesajlar yok fakat sivil ve muhalif bir sanatçı olarak algılanıyorsunuz, neden?

Bağımsız olmaya çalışıyorsun, ama insan ne kadar bağımsız olabilir? Boşuna mı yazdım ‘Mecburen, mecburiyetten’ diye. İnsan kendini gençken özgür zannediyor, ama sonra bakıyorsun işler öyle yürümüyor.

Yani?

Ben radikal bir muhalif değilim. Ama kimse de bana ‘Vaaay, iktidarı mı tutuyorsun, o taraftan mısın, bilmem ne misin, değil misin?’ diyemez. Tabii ki sanatçı da iyiyi kötüyü tartıyor. Mesela ben sosyal sigortalı hastaların özel hastanelere kabul edilmesini takdir ettim. 70 milyonluk bir ülkede böyle şeyler yapıldığı vakit ‘Ne güzel’ diyorum. Ama başka bir konu olduğunda da tasvip etmeyebiliyorum.

Takdir ve tenkit hakkını elde tutmak gerek mi diyorsunuz?

Aynen öyle. Siyasi tarafgirlik yapmadan, işlere, durumlara bakarak karar verebilmek hakkımız olmalı. Bir işi falanca yaparsa iyi, filanca yaparsa kötü olabilir mi?

Olmaz tabii?

Sanatçı ‘Ben solcuyum, sağcıyım, İslamcıyım’ demeden yolunda yürüyebilmeli. Öbür türlüsü sanatı gölgeler, işin tadını kaçırır. İlkeler ve sınırlardır önemli olan.

İÇİMİZ TEMİZLENİYOR

Sık sık yurtdışı seyahatlerine de çıkıyorsunuz...

3-4 ayda bir seyahate çıkıyoruz. İçimizi temizliyor. Kafan bulaşık teline döndükten sonra, oralara gidip çözüyor, geri geliyorsun. Dünyanın öbür ucuna gitmek, paparazzilerden kaçmak için iyi bir yöntem.

Çok çalışma meselesine dönelim...

Zannediyorlar ki yan gelmiş yatıyoruz, gezip tozuyoruz. Öyle değil. Benim bu mayıs bir dizi konserim vardı, maşallah, bu yaşıma rağmen yine iyi götürdüm. Üç günde bir konser. Bir o şehirde, bir bu şehirdeydim.

Yoruyor mu konserler?

Yormaz mı? O hayat kimi yormaz? Zordur. Bu bir yıl değil, beş yıl değil, otuz yıldır böyle. 5-10 bin kişinin karşısına çıkıyorsunuz, iki saat durmaksızın şarkı söylüyorsunuz...

Sizin sahne performansınız çok etkileyici, sahneyi ele geçiriyorsunuz...

Mecburen. O işimiz.

Sadece yoruluyor olamazsınız?

E tuhaf bir adrenalin veriyor elbette. İki üç gün kendini güçlü, zinde hissediyorsun. Turne şeklinde olduğu zaman, maratona dönüşüyor.

Yurtdışında nerelere gittiniz?

Biz daha ziyade ön hazırlıksız, ani kararlarla yola çıkıyoruz. Çabuk hareket edelim diye vizesiz yerlere de gittik. Şanghay, Moroko, Endonezya, Tunus, Marakeş, Bangkok, Mekke, Medine, Hong Kong...

Biricik Suden: Döndükten sonra, bir hafta 10 gün burada kalıp ‘Yahu çok güzeldi, haydi gene gidelim’ deyip tekrar gittiğimiz yerler de oldu. Marakeş gibi...

AŞK GELİP GEÇİCİ DEĞİLDİR

Birçok aşk şarkısı yazdınız. Nedir aşk?

Aşk, zapt edilmesi zor bir kavram. Aşık olduk deyip bir araya gelen kimileri iki ay sonra çığlık çığlığa ayrılıyor, boşanıyor. Buna aşk değil de, şehvetin desteklediği bir hareket diyebiliriz. Aşk gelip geçici değildir. Devamlıdır.

Biricik Suden: Kimin hangi duyguya aşk dediği çok önemli. Gençlikte her farklı duyguyu aşk sanıyor insan. Sonra onun çözülüp dağıldığını görünce şaşırıyor. Ben, aşk sorusuna kesin ve doğru cevabı ancak son nefesimde verebilirim.

Aşkı ‘destekleyen’ şey ne olmalı?

İç dünyana önem verdiğin ölçüde, duyguların değeri yükseliyor. Manevi gücün arttıkça, kalbini, ayarlıyorsun.

Zor adam olduğunuz doğru mu?

Yaptığımız işlerde belli bir kaliteyi tutturmak için ince eleyip sık dokuyoruz. Bir işin nasıl yapılacağı hakkında bir fikrin varsa, mücadele etmen gerekiyor.

Memnun musunuz peki?

Hamdolsun, bugüne kadar kaliteli işler yaptık. İnsanlara bir işi sunarken ‘Bizim halk böyle sever’ ya da ‘Bizim halk bu kusuru fark edemez’ deyip geçmedik. 20 yıl önce yaptığımız şarkıları şimdi üniversiteli çocuklarla beraber söylüyoruz konserde.

Karizma denince akla siz geliyorsunuz?

Ne numaraymış bu karizma... Kim icat ettiyse Allah razı olsun!

Nedir karizma, ne işe yarıyor?

Karizma dediğin para kaybı. Karizmayı çizdirmeyelim diye her işi yapamıyorum. Yüzlerce reklam teklifi geliyor, kabul edemiyorum. Çünkü Sarı Laleler’i söyleyen adamın ‘Bilmem ne bisküvileri!’ diye bağırması, karizmayı dağıtıyor. Deney yapma şansın gidiyor.

Karizma hem para kaybettiriyor, hem de...

Para kazandırıyor (gülümsüyor).

Sizce para önemli mi?

Tabii, mangırsız hiçbir şey olamıyor.

Biricik Suden: Sanat yapmak lükstür.

Lüks derken?

Albümlerden bir şey kazanmıyoruz. Konserlerden kazanıyoruz, çok şükür. Elimiz ayağımız tuttuğu müddetçe de devam edeceğiz. Kendi iğne ipliğimizle, kimseye muhtaç olmadan geçinmeye çalışan iki sanatçıyız yani, o kadar.

Gayet zinde görünüyorsunuz...

Ama yaş da ilerliyor. Bu yaşta sağlıklı sıhhatli olmanın bile ne kadar büyük bir hazine olduğunun farkındayız.

Yeni bir projeniz var mı?

Kirpi adında bir film var. Rahmetli Sulhi Dölek’in romanından uyarlama. Rutubetten nem kapan intikamcı bir adamın hikayesi. Güven Kıraç’la birlikte oynayacağız. Güven Kıraç’ı da çok beğenirim ben. Tabii bir oyunculuğu var. Sanıyorum ağustosta çekimlere başlayacağız.


Kirpi adından bir film projesi var. Rutubetten nem kapan intikamcı bir adamın hikayesi... Güven Kıraç’la birlikte oynayacağız


Mahalle baskısını hissetmez miyim?

‘Hareketli bir sosyal hayatımız yok’ diyorsunuz...

Yok. Meşhur olmanın yan etkisi bu. Az insanla görüşüyoruz. Onun haricinde işimizle meşgul oluyoruz. Çünkü insanlar enerji alıyor, enerji vermiyorlar... Afedersin at gibi çalışıyoruz.

A? Öyle mi?!

Öyle tabii. Sonuçta ev geçindiriyoruz.

Sizin tasavvufa olan ilginiz ve umreye gidişiniz çok konuşuluyor...

Bunu anlayamıyorum. Birileri çok heyecanlanıyor, birileri küplere biniyor. Neden böyle yapıyorlar? Soruyorum: Neden?

Sizce?

Ben müziğimle varım. Bir başka derenin suyunu taşımaya hiç çalışmam. Ama insanlar söyleyecekler. Daima söyleyecekler. Kıyamete kadar. İnsanoğlu böyle. Çağın hastalığı, haset. Hasedin idmanı dedikoduyla yapılıyor. Toplumda bu çok yaygın. O yüzden Türkiye’de artık fikirler tartışılamaz. Değer verdiğin bir şey düşünüyorsan, hissediyorsan, kendine saklayacaksın.

Biraz ümitsiz misiniz?

Durumdan rahatsızım. En ufak kıpırtılardan, izlenimlerden kesin yargılara varılıyor. Herkesin hayal gücü de maşallah çok geniş. Ben de ister istemez başkaları hakkında pat diye yargıya varıyorum. Yargıya varmak serbest.

TASAVVUFİ İNCELİKLER ULUORTA ANLATILAMAZ

İnanç konularını konuşmak istemiyor gibisiniz?

İnanç, hele ki tasavvufi incelikler öyle uluorta anlatılacak şeyler değil ki. Bir ara sordular, söyledik. Büyütülmesi, işin ahengini, tadını bozuyor. Ya onu yaşarsın ya da yaşamazsın. Ben Medine’de neler hissettim, Biricik neler hissetti, onu kelimelerle anlatamazsın. Benim gibi ‘Yandım yandım ah ki ne yandım’ dersin, o kadar. Ama biri de gider, canı sıkılır. Tuhaf işler. Her insana göre değişiyor. Bu konuyu uzatmayalım en iyisi.

Neden?

Zaten mahalle baskısı var. Mahalle baskısı lafı boşuna mı çıktı?

Türkiye’nin en büyük sanatçılarından biri olarak siz de mahalle baskısı hissediyor musunuz yani?!

Hissetmez miyiz? Mahalle baskısı derken, ille İslami ya da laik bir baskıdan söz etmiyorum. İnsanlar birbirini gözetliyor. Gazeteciliğin bir dalı haline geldi bu. Sosyal iletişim de böyle dönüyor. Herkes birbirine duyduğunu, gördüğünü anlatıyor. Bu çok rahatsız edici bir şey. Bazen bir restoranda bize uzun süre bakanlara Biricik ‘Önünüze bakın!’ diyor. Ben utanıyorum.

Biricik Suden: Bakmanın da bir edebi var ama. Gözlerini dikip uzun süre bir insanı izlemek eziyettir.

Bilemiyorum...

Biricik biraz gözü karadır.

Biricik Suden: İnsanlar kendilerinden çok başkalarının hayatıyla ilgili. İnsan kendinde neyi düzeltebileceğini düşünmeli. Onun yerine karşısındakinin eksiğini, kusurunu görüp ondan mutluluk duymak üzerine bir hayat kurmuşlar.

Anlıyorum...

Örgütlü, sistemli, otomatik bir dedikodu mekanizması işliyor, durduramayız. İstanbul’da bu Bizans döneminden beri var.


Nöbetleşe dominantız


Ev içinde bu ‘zor adamlığın’ bir tezahürü oluyor mu?

Biricik Suden:
Mazhar alışıldık insan tipine uyan biri olmadığı için ‘zor adam’ sanılıyor. Nerede ne söyleyip, neye kızacağı, kimi sevip sevmeyeceği belli olmadığı için yani. Esasında gayet alicenaptır.

Şarkılarınızın güzelliğinin sırrı, ince eleyip sık dokumak mı?

Bir şey daha var: Bizim işleri samimi buluyorlar. Beni, MFÖ’yü sevenler, samimi olduğumuz için seviyorlar. Bu benim için çok önemli. Samimiyet de zorluk gibi algılanıyor çoğu zaman, o ayrı.

Evde kim dominant?

Biricik Suden:
Nöbetleşe dominantlık var bizde. Sürekli birinin dominant olduğu zaman ilişkide denge kurulamaz zaten.

Kitaplarla aranız nasıl?

İyidir. Biricik, tuğla gibi kalın kitaplar okuyor.

Biricik Suden: Yeni çıkan kitapları takip etmeye çalışıyoruz. Boleyn Kızı gibi romanları da okuyorum. Biyografileri ve anıları çok seviyorum. En son Erich Fromm’un Sağlıklı Toplum, Tuğrul İnançer’in Vakte Karşı Sözler’ini okudum.

Tarih: 8 Haziran 2008 Pazar, 00:00

ÖNE ÇIKANLAR

serdar akbıyık
Fadime Özkan Arşivi
MURAT MENTEŞ - PAZAR RÖPORTAJLAR

YAZARLAR ARŞİVİ  

  • Yazar
  • Yıl
  • Ay
['http://91.93.103.35/reklam/staregazetebanner.swf','305','150']
star RSS KAYNAKLARI

SON DAKİKA

HAVA DURUMU  

İl:

FOTOGALERI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN
star CUMARTESİ
star PAZAR
star SPOR
AÇIK GÖRÜŞ
star EGE
pek yakında
Star gazetesi haber ihbar hattı
star mobil

MENÜ

REKLAM

www.yirmidort.tv

SON DAKİKA

SİTEDE ARA