
Medya boykotu tartışmasına bir ‘fetva’ ile katılan, hem tepki hem destek alan Prof. Hayrettin Karaman ‘Ben bunu hep yapıyorum, çünkü káhyayım’ diyor
İlahiyatçı Hayrettin Karaman star’a konuştu
Prof. Dr. Hayrettin Karaman saygın bir ilahiyatçı. M.Ü. İlahiyat’tan, başörtüsü yasağı Kur’an okunan bu okulda da uygulanmak istenince istifa etti. Pek çok bilimsel eseri var, yıllardır Yeni Şafak gazetesinde yazıyor. Arapça, Farsça ve Fransızca biliyor. Hangi konuda ne dediğine dikkat edilen Karaman son olarak bir yazı yazdı, kavganın göbeğine düştü. Çünkü ‘Bir Müslüman olarak ahlak, insaf, vicdan sınırlarını aşan, ideolojik, ekonomik menfaati için her şeyi mubah sayan medyayı boykotun farz, desteğin haram olduğunu ifade etmek isterim’ diyerek Doğan-Erdoğan tartışmasına dahil oldu. Ve hem destek, hem tepki aldı. Peki, ama onun gibi saygın bir din áliminin siyasi bir tartışmanın içinde işi neydi? Neyi niye boykot ediyordu? Ve daha önemlisi, kendi mahallesinde olup bitenlere -ve söylentilere- ne diyordu? Gittim, Yalova’nın bir köyündeki evinde ziyaret ettim onu. Sorularıma önce, ‘öteki mahalle’nin ahvali üzerinden cevap verdi ama sonunda sıra ‘bizim mahalle’ye de geldi.
Siyasi konulardan kaçınma gibi bir hassasiyetiniz vardı. Ne oldu da ‘bir kısım medyanın boykot edilmesi’ gibi sert geçen bir tartışmada fikir beyan ettiniz?
Meşhur Sultanahmet mitinginin olduğu 1997’de de bir medya boykotu yazısı yazdım ben. İkisi birbirine çok benziyor, hem neyi protesto ettiğim hem ne istediğim var. Yani benim çıkışımın Başbakanın beyanatıyla veya medyada bir grubun iktidara karşı tavrıyla alakası yok. Dünya görüşümle, davamla, toplum tasavvurumla, din ahlak gelenek ve muhafazalık anlayışımla alakası var. Çıkışımı Başbakanın beyanatı tetiklemiş, konuyu hatırıma getirmiş olabilir ama ben bunu hep yapıyorum.
Neyi hep yapıyorsunuz?
Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker (iyiliği emretme, kötülükten alıkoyma). O yüzden gündeme denk gelmesinde sakınca görmedim. Başbakan başka bir saikle, başka hedefe yönelik konuşuyor, bense başka. Başka bir iktidar gelse de ben fikrimi aynen söylerim.
Şahsi fikriniz, din álimi kimliğiniz nedeniyle, haram-helal bağlamı taşıdığı için fetva hükmü taşıyor.
...Tabi fetva hükmü taşır.
Zamanlaması da düşünülünce bu, sizin siyasete müdahil olduğunuz anlamına da gelir mi?
Dinle siyaset ilişkisi tartışılıyor ya, ben başından beri diyorum ki; laiklik bir devlet tavrıdır, fertler laik olmaz. Ben fert olarak laik olmadığım için devletin hükümetin bürokratların dinim açısından davranışlarını gözlemler, dinime, dini haklarıma, özgürlüğüme bir sataşma, bir zarar gördüğümde tepki gösteririm. Bu siyasete müdahale ise, evet, işte böyle siyasete müdahale ederim.
Bu yazınız da mı böyle görülmeli?
Hayır, yazının muhatabı siyaset değil medya. Bunu da sağ sol, İslami gayri İslami kesim diye ayırmadan yapıyor, nitelikler sayıyorum: Ahlaksız, edepsiz, başörtüsüyle, İHL’lerle, zorunlu din dersiyle uğraşan, cephe alan, haksız, uğursuz, yalancı, iftiracı diyorum.
BENİM DERDİM ŞİMDİ MEDYAYLA
Şaşırdınız yazınıza gelen tepkilere?
Yok. Dünyada, Türkiye’de hiçbir şeye şaşırmıyorum.
Üzüldünüz mü peki?
Ee, sizin bilmediğiniz bir de okur mailleri var. Birini okuyor rahatlıyorsunuz, birini okuyunca içiniz sıkılıyor. O kadar çirkin, kin ve kan kokuyor. İnsan diyor ki, bu ülkede emniyet olmasa demek ki birbirimizi yiyeceğiz.
İlk yazıdan sonra ‘Boykot yazıma tepkiler’ başlıklı, iki okur mailinden oluşan bir yazı yazdınız, özeleştiri olarak algılandı. Fakat bu bir özeleştiri miydi?
Evet. İki farklı okur mailini yazıma aldım. Birinin ‘Bu iktidarla yolsuzluklar arttı’ ifadesini abartılı bulduğumu, ‘aynayı kendimize çevirelim’ diyen maili de ‘Yarası olan gocunsun’ diye yorumlayarak aktardım.
Neden o özeleştiriyi, kendi cümlelerinizle değil de okur mailleriyle yaptınız. Bir kaçış mı bu?
Ben bu özeleştiriyi zaman zaman kendi kalemimden de yapıyorum. Ama bence gündem ve zaman önemlidir. Bugün medyayı eleştirip hassasiyeti olanların vazifelerini hatırlatıyorum. Bir başka gün de bizim camiadan bir fert ya da grubun, kurumun bir olumsuzluğunu gördüğümde de onu yazarım, yazıyorum da.
Üzerinizde bir mahalle baskısı oluşmuş olabilir mi?
Yok. Ben mahalleye baskı yapan bir adamım. Mahalle bana baskı yapamaz. (gülüyor) Benim yaşımda çağımda olanlar mahalleye baskı yapar, aksi halde nifak olur. Gençler büyüklerine saygılı olmalı, ben bunu ‘yeşil’ anlamda müspet, olumlu buluyorum.
ÇÜRÜK YUMURTAYI TEMİZLERİZ
Deniz Feneri ile Ergenekon davası arasında nasıl bir benzerlik ya da farklılık görüyorsunuz?
Almanya Deniz Feneri-hükümet ilişkisini, Ergenekon-ordu ilişkisine benzetiyorum. Ergenekon’da siyasetçilerin ‘Bu Ergenekon hiçbir şey değil, mühim olan, bunu yaptıran koruyan ordu, asıl onları mahkeme edelim’ dediğini duydunuz mu hiç? Yok. ‘Ordumuzu tenzih ederiz bilakis büyük komutanlarımız işin içinde değildir, hatta ordu kendi safrasını temizlemek istiyor’ deniyor. Ben aynı insafı bu konuda da bekliyorum.
Yani...
Yara Almanya’daki Deniz Feneri’nde. Mahkeme kararı orada toplanan meblağlarla ilgili. Orayla ilgili tenkitlere katılıyorum, tasvip etmiyorum. Ama işin burada ilgili ilgisiz herkese her yere, Kanal 7’ye, Deniz Feneri’ne, Başbakana yamanması arasında da fark görüyorum.
Bu davayla ilgili hiç kuşku uyandı mı içinizde?
Türkiye’de adı geçenlerin ceplerine para indirmeyecekleri konusunda hiç kuşkum yok. Bunu yapmazlar ama iş tahkik edilmeli, konduramadığımız insanlar konusunda yanılıp yanılmadığımız ortaya çıkmalı. Bu işin üstü örtülsün asla istemem.
Yardım kuruluşlarının, insanların yardım parasını -en hafif tabirle- amaç dışı kullanmasının hükmü ne?
Bizim dinimizde dayanışma yardımlaşma önemlidir. Biz ‘bana ne’, ‘öteki cehennemdir’ diyemeyiz. Şimdi buna karşı çıkılıyor, kişisel yardım onura aykırı, bu işi devlet yapsın deniyor. Oysa biz herkesin açlık, susuzluk, hastalık, her derdiyle dertleniriz. Biz böyle insanlarız.
Burası tamam. Ben, mahallede olabilecek suistimale karşı cevabınız ne, onu merak ediyorum.
İşte o yüzden ben de dedim ki; mahallede olanları bahane edip bizim yardımlaşmamıza vuruyorsunuz. Bunu kabul etmeyiz, yardımlaşmaya devam ederiz. Bir yerde bir çürük yumurta varsa onu atar, o değerimizi de koruruz. Çürüklerin üstü örtülsün demiyorum bakın. İki mahalleye de söylüyorum.
Doğan grubu Ergenekon davasında kötü çaktı. Doğan grubunun ‘yandaş’ dediği ‘öteki medya’ Deniz Feneri e.V davasında nasıl bir sınav verdi sizce?
Bu işin üzerinde hakkıyla durmamaya sevk eden, karşı tarafın haksız saldırısı olmuştur. Onlar mutedil olup tarafsız yaklaşsalar, burada bir yanlışlık yolsuzluk olabilir, birlikte üzerine gidelim, deseydi ‘yandaş’ denilen medya daha mutedil olurdu. İlk günden yalan iftira ile yaygara yaparsanız, karşı taraf savunmaya geçer. Zaten kimse, bunun araştırılmasını istemiyoruz demiyor. Bak bunu mutlaka yaz: Yandaş olmayan medya yoktur. Benim için ölçü ahlaksızlığa, edepsizliğe, hırsızlığa, din düşmanlığına karşı nasıl tavır alındığıdır.
Yolsuzlukların üstü asla örtülmesin ki kuşku kalmasın. Yoksa biz çürük yumurtayı zaten eleriz.
Hasbünallah diyebilmek lazım
Siyasi arena çok kızıştı, her iki mahallede de siyasetçilerin dili keskinleşti. Şerefsiz, namert gibi çok ağır laflar havada uçuşuyor. Onlara da bir şeyler söylemek ister misiniz?
Tabi ama iki taraf da öfkeyle kalkanın zararla oturmakta olduğunu çoktan fark edip, şimdi ‘kabadayılığa halel gelmeden nasıl oturacağız’ diye düşünüyor. Bunda káhyaların da faydası vardır herhalde (gülüyor). Bence bu işi daha medeni, edep dairesinde, tolere edilebilir, tahammül edilebilir bir hudutta yapmak lazım. Muhalefet tenkit eder, abartır hatta ahlaki endişeleri yoksa yalan da söyler, iftira atar. Siz de savunursunuz ama hiçbir zaman bir mümin, bana biri iftara etti diye iftira edemez, yalan söyleyemez. Frenlerini kullanmalıdır. Bir de siyasi tavsiye: Bana küfredene ben de küfredersem 3. şahıs ‘ödeştiler’ der. Ama küfretmez ‘Hasbünallah, Allah seni ıslah etsin’ dersem, 3. şahıs nezdinde, söyle bakalım, kim kazanır?
Hz. Peygamber’in yanında oturacağım
Herkes sizi iyi bir alim, iyi bir insan olarak tanımlıyor ama, asıl size göre siz kimsiniz?
Valla ben dinimi öğrenmek, yaşamak isteyen ama 60 yıldır henüz tamamlayamamış, hálá eksik sayan bir insanım.
Kenan Evren size Diyanet İşleri Başkanlığı teklif etmiş! Reddetme nedeniniz, teklifin bir darbe liderinden gelmesi mi?
Başka zamanlarda da geldi aynı teklif, ama kabul etmedim. Ta önceleri parti çerçevesinde siyasete girmeyeceğim, yönetici olmayacağım diye bir karar vermiştim, bunu uyguladım. Benim bir amacım davam yolum var. Bunlara ters düşüyordu.
Tarihin hangi döneminde nerede yaşayıp ölmek istersiniz?
Şüphesiz Efendimizin zamanında ona en yakın bir sahabe olarak.. Ama bunu umuyorum, ben mutlaka onun dizinin dibinde oturacağım inşallah.
Lüks ve israfta aşırıya kaçıldı