
Giyim zevki, şıklık nedir? İnsan kendine yakışanı nasıl keşfeder? Kıyafetin siyasi bir anlamı olabilir mi? Mekke-Medine’de insanlar nasıl giyiniyor? Ünlü tasarımcı Biricik Suden’le giyinmenin felsefesini konuştuk. Eşi Mazhar Alanson da sohbetimize katıldı. Pırıltılı çift, incelikli ve derinlikli açıklamalarda bulundu
Tasarım işinin özü nedir?
Ünlü yazar Oscar Wilde ‘Ben dehamı eserlerime değil, hayatıma koydum’ demiş. Bence hayatımıza sanatsal, estetik nitelikler kazandırmaya çalışmalıyız. Bu da sosyetiklikle filan ilgili bir şey değil.
Ne peki?
Hayata değer katma çabası; bu, sanat eserlerine olan ilgimizi de besler.
Tasarımlarınız yurtdışında da ilgi görüyor. Tam olarak neler yapıyorsunuz?
Kişiye özel kostümler, aksesuarlar, ofis dekorasyonu yapıyorum. Fotoğraf da çekiyorum. Mazhar’ın
Türk Lokumuyla Tatlı Rüyalar albümünün fotoğraflarını ben çektim. Demir Demirkan’ın da fotoğraflarını çekmiştim. Birçok dergide danışmanlık yaptım. Mudo’nun sanat koleksiyonu için tablolar satın alıyordum... Hepsini saymak uzun sürecek.
Tasarımcılığa ne zaman başladınız?
15-16 yaşında. Defter kalemden, evdeki eşyalara kadar kullandığım her şeyi hayalimde canlandırıp sonra da onu yapmanın bir yolunu buluyorum.
Tasarımcılık kolay ve temiz bir işe benziyor?
Yo, tasarımcılık öyle fantezi bir iş değildir. Emek istiyor.
Mesela siz ne tür zor işler yaptınız?
Marangozluk yaptım. 20 sene önce mobilya tasarım atölyem vardı. Mermer işçiliği öğrendim. Pirinç kaynak işçiliği yaptım. Duvar boyadım. Tasarladığınız bir obje ya da eşyayı yapabilmek için işçiliği de bilmek gerek. Şu gördüğünüz Çin yatağını ben yaptım. Yemek masasını da...
Sosyete mensubu olarak algılanıyorsunuz. 20 yıla dayanan marangozluk ile sosyetiklik pek bağdaşmıyor?
Öyle tabii. Fakat bu sıfatları geride bıraksanız da insanlar istediklerini söylüyorlar.
ŞÜKRETMEYİ ÖĞRENDİM
İnsan her kıyafeti denemeli mi şu dünyada?
Özellikle genç yaşlarda evet. Gençlikteki deneyimlerden öğrenmek daha kárlı.
Yaş ilerleyince, daha mı az öğreniyoruz?
Hayır ama gençlikten sonrası, tecrübeleri sentezleme dönemidir. Ben mesela her sabah uyandığımda şükretmeyi öğrendim.
Şıklık nedir?
Yeryüzünün en şahane tayyörünü, çok güzel bir kadına giydirin, o kadın ağzına bir çiklet atsın, biter gider. Şıklık beden diliyle, ruh durumuyla, kültürel birikimle çok ilgili bir şey. Sadece renk ve biçim uyumu değil.
Rasgele giyinen, zevk sahibi olmayan insanları görünce rahatsız oluyor musunuz?
Hayır. Ben asıl iyi giyinmek için kendini paralayıp da bir türlü beceremeyenleri görünce müteessir oluyorum.
Zevkler ve renkler tartışılır mı?
İnsan kendi zevkini, kendi içinde tartışmalı. Zevk gelişen bir şey. Moda yayınlarını takip ederek, belli uyum kriterlerini çözmek zor değil.
Ne giyse yakışan insanlar var mı gerçekten?
O biraz bakan kişinin kararı gibi. Nesnel olarak, giysilerimizde bir ruh, kültürel bir tekabüliyet olmalı ki yakışsın. Üzerimizde birtakım giysilerin olması başka, giyinmek başka bir şey.
Her kıyafet bir mesaj taşır mı?
Elbette. Öte yandan, bazen de saçma, tuhaf, uygunsuz giyinmek bir tercih olabilmeli. Sokaklarda rengarenk insanlar, bir karnaval havası estirebilmeli.
Niye öyle olmuyor sizce?
Çünkü gündelik hayat göründüğünden daha disiplinli. Giyim çok yüzeysel bir şekilde değerlendiriliyor.
KIYAFETE YASAK YANLIŞ
Bazı televizyon programlarında sizin de rüküş olduğunuza dair yorumlar çıktı?
Bir insanı nasıl ki tek bir davranışı, tek bir sözüyle yargılamıyorsak, tek bir kıyafetine bakarak da şıktır veya rüküştür de diyemeyiz. Herkes, Süpermen gibi hep aynı kostümle dolaşmaz.
1925’te Türkiye’de bir kılık kıyafet devrimi oldu. Milletçe kıyafet değiştirdik. Giyinmenin siyasi yönüne ne diyorsunuz?
Siyasi yönüyle hiç ilgilenmiyorum. Kıyafet kişisel, siyaset toplumsal bir olgu.
Üniversitelerde ve kamu kurumlarındaki başörtüsü yasağını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben özgürlükten yanayım. Özgürlük, fiilen suç işlenmedikçe yürürlükte olmalıdır. Kıyafete yasak getirilmesi bana yanlış geliyor.
Kamera doğrultulmadığı sürece iyi oyuncuyum
İlkokul sorusu sormak istiyorum: Hayatta sizin için en önemli şey ne?
Kimseye müdana etmeden yaşamak. Evler, arsalar alalım, yatırımlar yapalım gibi bir tutumumuz da yok. En büyük lüksümüz gezmek, farklı ülkeler görmek.
Gittiğiniz ülkelerde neler yapıyorsunuz?
Sokakları, evleri, insanları kameraya alıyorum. Mazhar da kayıtları düzenliyor. Belgesel tadında epey kayıt birikti elimizde.
Televizyon programı yapacaktınız?
Evet. Seyahatlerde çektiğimiz görüntüleri kullandığımız bir program önerisi vardı. Ekrana çıkmaya, kameraya konuşmaya pek cesaret edemedim. Kamera fobim var.
Nasıl olur? İnternet reklamında Mazhar Bey’le beraber oynadınız?
Evet. Mazhar’a eşlik etmek işimi biraz kolaylaştırdı.
Mazhar Bey Kirpi adlı filmde başrol oynuyor. Size de teklif...
Geliyor. Fakat ben düşünmüyorum. Oyunculuğa hevesim de yeteneğim de yok.
Mazhar Alanson:
Kirpi’de, Biricik beni çalıştırıyordu. Yüzüyle oyun bile verebiliyor, hattá teknik olarak ağlayabiliyor ki ağlamak oyunculukta en zor işlerden biridir. Gırtlağı kullanarak ağlıyormuş, öğrendim.
Dilediğiniz zaman ağlayabiliyor musunuz?!
Babam, ağladığımda dayanamaz, ne istersem kabul ederdi. Ben de onu etkileyebilmek için kendi kendime, ağlama tekniği geliştirdim. Kamera doğrultulmadığı sürece oyunculukta iyiyim.
Adınızın Brigitte Bardot’dan geldiği doğru mu? Yani Bricit - Biricik gibi?
Ailede tek kız çocuğu olduğum için adımı Biricik koymuşlar. O zamanlar
Brigitte Bardot Bardot diye de bir şarkı varmış. Ses benzerliği dolayısıyla şakası yapılırdı.
Medine rahat,huzurlu Mekke enerjik, sarsıcı
Bu Ramazanda da umreye gittiniz. Nasıldı Mekke, Medine?
Mekke’de giysiler bakımından baş döndürücü bir zenginlik var. Görsel açıdan ihtişamlı, teatral bir hareketliliğe şahit oluyorsunuz.
Mazhar Alanson: Mesela turuncular içinde 40 kişilik bir Afrikalı grup geçiyor önünden, bakakalıyorsun. Sabahın dördünde karşıdan beyazlar içinde Endonezyalı kadınlar geliyor, etekleri upuzun ve rüzgarda dalgalanıyor; afallıyorsun. Simsiyah giyinmiş insanların omzunda, askılı, altın rengi su kapları görüyorsun. Yüzünde metal maskeler taşıyan kadınlar oluyor. Mekke bir moda kataloğu gibi.
DOĞRU YOLU BULMUŞSUNUZ
Mekke’de kara çarşaf giydiğiniz söylendi?
Eski bir atasözü der ki ‘Roma’ya gittiğinde Romalı gibi davran.’ Mekke’ye gidince, oradaki manevi yoğunluğa talip olmuşsam, başımı örtmemek gibi bir kapris yapmam. Bu biraz adap ve barışıklık meselesi.
Umreye siz iki kere gittiniz, Mazhar Bey altı kere. Niye...
M.A.: Gönlümüzün pasını silmeye gidiyoruz. Gönlümüz paslanıyor sene içinde, gidip onu dezenfekte ediyoruz. Ben kılamıyorum ama meditasyon yapmak yerine delikanlı gibi namaz kılmak daha iyi.
B.S.: Ben bir Müslüman olarak niye Osho kampına gideyim ki? Fakat umrenin magazin konusu edilmesinden de rahatsız oluyorum.
Neden?
B.S.: Çünkü inanç hakikaten kişisel bir şey. İnancın siyasi, aktüel ya da magazinel bir yöne çekilmesi münasip değil. Hükümete sevimli görünmek isteyenler ya da işi düşenler, hemen İslami bir sinyal veriyor. İnancın ifadesi böyle olmamalı.
M.A.: Bana ‘Maaşallah doğru yolu bulmuşsunuz’ gibi laflar geliyor. Sanki eskiden yanlış yoldaydık? ‘Biz günahını almıştık senin Yahudi diye, hakkını helal et’ diyorlar sık sık. Biricik için ‘Tamam artık örtünmesi an meselesi’ diyenler oluyor.
Örtünmeniz an meselesi mi?
Hayatta her şey an meselesidir. Başımı örtmüyorum ama Mekke’de örtmüşlüğüm var. Bu esnekliğin iyi bir şey olduğu fikrindeyim.
MANEVİ DUŞ ALIYORSUN
Medine ve Mekke birbirine benziyor mu?
B.S.: Medine daha rahat, huzurlu bir atmosfer var. Mekke çok enerji dolu, insanı sarsan bir şehir.
M.A.: Orada manevi duş alıyorsun. Otelinin penceresinden Kabe görünüyor, istersen bakma! Odada televizyon seyredemezsin. Gidip Hz. Hamza’nın kabrinde dua edersin, Anthony Quinn değildir o, hakiki Hz. Hamza’dır.