
1970’lerde, 80’lerde ‘Sahnelerin Çılgın Kızı’ olarak ünlenen Füsun Önal nasıl 20 kitap yazdı? Yeni romanı Benim Adım Aşk’ta ne anlatıyor? Tarkan’a neden hayran? Vejetaryen olmasının sebebi ne? Nil Karaibrahimgil’le birlikte ne yapmayı düşünüyor? Hepsi ve daha fazlası bu röportajda
Çok popüler bir şarkıcıyken, 20 kitaba imza attınız. Sizi yazmaya kimler teşvik etti?
Ünlü yazar Tarık Dursun K.’nın keşfiyim ve Aziz Nesin destekliyim. Tarık Dursun K. benim Doğa Fotoğrafları sergimi gezmiş. Her fotoğrafımın altına yazdığım kısa mesajları okumuş. ‘Kısa cümlelerle çok şey anlatmışsınız. Kaleminiz, yazı tarzınız yeni bir ruh taşıyor. Bize kitap yazmanızı istiyoruz Bayan Önal’ demişti. Aylarca düşünmüştüm, başarabilir miyim diye... Sonunda İnkılap Kitapevi ile anlaştık. Hala aynı yayınevinin yazarıyım.
Aziz Nesin’le yakın bir dostluğunuz oluşmuştu. Ondan neler öğrendiniz?
Aziz Nesin’den beş yıl boyunca şımarık bir yazar olmamayı, etrafta olup biten her şeye bakmayı değil, onları ‘görmeyi’ ve gördüklerimi yeri geldiğinde yazılarıma yansıtmayı öğrendim. Günler, geceler boyunca yaptığımız konuşmalarla Aziz Nesin içimdeki yaratıcı Füsun’u çıkardı.
KAHRAMANIN ADI ‘SEVİ’
Yeni kitabınız Benim Adım Aşk’ın içeriğinden biraz bahseder misiniz?
Günümüzde mutsuz gençlerin sayısı artıyor. Hele parçalanmış ailelerdeki gençler... Onlar ve anneler babalar için bir roman yazmak istedim. Roman kahramanımın adı ‘Sevi’, yani ‘Aşk’... Kitabımda on altı yaşında bir kız ve parçalanmış bir aile var. Anne ve babasının yeni yaşamlarıyla çatışan, bocalayan Sevi’nin umutlarını, aşk özlemini, kıskançlıklarını, karmaşık iç dünyasını yazdım.
20 kitabınız 300 bin civarında satmış. Türkiye ortalamasının çok çok üstünde?
Evet... İnşallah yeni kitabım da diğerleri gibi beğenilir.
Birçok ödülünüz var. Yazar olarak ödül aldınız mı?
Bu yıl Mayıs ayında ‘NTV En İyi Yazar Ödülü’ aldım.
Tiyatro oyunculuğu, fotoğraf sergileri, televizyonda sunuculuk, dizi oyunculuğu... Bu enerji nereden geliyor?
Zoru başarmaya uğraşmak, koşuşturmak beni zinde tutuyor. Küçükken hiperaktif bir çocuk, okul yıllarımda da enerjisi yüksek bir öğrenciydim. Allah almasın, bu duruma maşallah diyelim, hala sürüyor.
Çocuğunuz olmadı. Anne olmak ister miydiniz?
Çocuğum olmadı değil. Olacak olanları ilk kocam istemedi. Kaç kez anneliğim hep yarım kaldı. Doğamamış bebeklerime yazdığım mektup hala çekmecemde saklı duruyor. Hiç olmazsa bir çocuğumun yaşamasını isterdim. İzmir’de yaşayan ‘doğurmadığım’ bir kızım var. Onun minik kızı da bana ‘Anina’ diyor. Onlarla özlemimi gideriyorum ben de. Bir de beş yıl boyunca ilk kocamın iki çocuğu bizimle yaşamıştı. Bazı hafta sonları annelerine giderlerdi. Ve ikisi de bana kendi istekleriyle ‘Anne’ demişti. Beş yıl boyunca bana bu duyguyu tattırdıkları için onları hep anarım. Hatta kızımın bana Anneler Günü’nde hediye ettiği minik parfüm şişesini, oğlumun yün şapkasıyla birkaç oyuncağını hala saklıyorum.
BİR DAHA EVLENMEM
Hayatımdan Sayfalar adlı kitabınızda aşklarınızı anlatmışsınız, mesela Tarık Akan’dan söz etmişsiniz...
Onlar hayatımın sayfalarında vardı... Tarık, dünya şekeri bir insandır. O da benim gibi subay çocuğudur. Benim en yoğun gazino çalışmalarımın olduğu, onun da peş peşe filmler çektiği yıllardı. Her şey çok güzeldi. Yaşandı ve bitti... Hayatıma başka ünlü isimler de girdi. Hepsiyle çok hoş şeyler yaşadım.
Reenkarnasyona inanıyor musunuz? Ruhsar Hanım adlı kitabınızın konusu reenkarnasyona dayalıydı...
Renkli ve çok meslekli bir kişiliğe sahibim. Acaba birçok kez dünyaya geldim de, her gelişimde bu mesleklere benzer şeyleri yapan bir kadın ya da bir erkek miydim? Hiç bilmediğim, görmediğim bir şehrin sokaklarında yürüyor gibi oluveririm bazen. Sonuçta ben Füsun Önal olarak çok keyifli, eğlenceli, başarılı, aşk dolu bir yaşam sürdüm, sürmekteyim... Beni de yaşamakta olduğum bu hayatım ilgilendiriyor.
İki kez evlendiniz. Üçüncü bir evlilik düşünüyor musunuz?
Yok. Mersi. Almayayım (gülüyor). Attila Özdemiroğlu ile önceden tanışıyorduk ama bir İzmir Fuarı programında pat, birlikte olmaya başladık. İkinci kocam Tunç Başaran’la da benim oynadığım bir reklam filmi sırasında tanışmıştık. İkisiyle de hala görüşürüm.
Tarkan ilham veriyor
1970’leri, 1980’leri özlüyor musunuz? O dönemlerin bugünden farkı ne?
O yılların birbirinden güzel gazino çalışmalarını, gece kulüplerini, konserlerini, turnelerini, İzmir fuarlarını özlüyorum. Hem sanatçılar arasında, hem de sanatçı ile seyirci arasında müthiş bir saygı vardı. Anadolu turnesine çıktığımızda en az bir buçuk ay her gün bir başka şehirde ikişer konser verirdik. İzmir Fuarı’nda bir ay boyunca program yapardık. Şimdi 5-6 büyük ilde konser verip adına turne diyorlar. Pek çok tiyatro kapandı. Gazinolar artık yok.
70’lerin ve 80’lerin ‘Özgür Kızı’ydınız. 2000’lerde ‘Özgür Kız’ olarak tanınan Nil Karaibrahimgil’in tarzını, kendi tarzınıza benzettiğiniz doğru mu?
Bu benzetmeyi bir röportajda okumuştum, Mazhar (Alanson) yapmış. Çok doğru bir benzetme. Nil kendine özgü bir kız. Şıkmış-rüküşmüş aldırdığı yok. Tıpkı benim eski hallerim gibi. Bana ‘Sahnelerin Çılgın Kızı’ derlerdi. Nil’le birlikte bir konser, güzel ve enteresan olur. İki ayrı kuşağın çılgınları seyirciye enteresan gelebilir. Organizatörler düşünsünler bunu bence.
Aşk Çiş Gibidir Gelince Tutamazsın adlı kitabınızda Tarkan’a ilan-ı aşk ettiniz?
O kitabımda kısa yazılarım var. Birinde Tarkan’la sevgilimi karşılaştırmıştım ve ikisinin de adı yoktu yazıda. Ama Tarkan olduğu gayet iyi anlaşılıyordu. Tarkan’a olan hayranlığımı bilen sevgilim ‘Eyvah! Rakibim çok güçlü’ diyerek bana takılmıştı. Tarkan’ı ilk şarkı söylediği günden beri çok çok beğenirim. Onun kimseyle polemiğe girmeyişine, uzun süreli ilişkiler yaşayışına, sahne enerjisine, karizmasına, sesine, şarkılarına hayranım. İnanmayacaksınız ama elbise dolaplarımın kapılarını açtığımda kocaman Tarkan resimleri gülümsüyor bana...Yazarken bile çoğu zaman onu şarkılarını dinlerim. O ülkemizdeki tek dünya starı.
MURAT MENTEŞ