
Çeyrek asrı aşan ama ilerlemeyen GAP projesi, Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı yeni eylem planıyla canlanıyor. Prof. Dr. Kenan Mortan ‘İlk kez bir siyasi irade ‘bu işi ben yapacağım’ dedi. Bu çok önemli’ diyor
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Cumhuriyet tarihinin en önemli kalkınma projesi. Çeyrek asrı aşan bir süredir çalışılıyor olmasına, 80’lerde Özal ile Demirel arasındaki yoğun siyasi rekabetin ‘GAP’ı gaptırmam’ sözleriyle formüle edildiği dönemlere rağmen GAP’ta ne yazık ki hedefe ulaşılamadı. Hedef 1,4 milyon hektarlık alanın sulanmasıydı lakin bunun sadece yüzde 15’i gerçekleşebildi. Ve nihayet Başbakan Erdoğan geçen hafta Diyarbakır’da açıkladığı GAP Eylem Planı’yla projeye can verdi. Yaklaşık 28 milyar YTL’lik bütçesiyle GAP Eylem Planı gerçekleştiğinde 3.8 milyon kişiye iş sağlanacak, 1.8 milyon hektar alan suya kavuşacak, yani bölge cazibe merkezi olacak. 2012 sonunda bitmesi hedeflenen 73 başlıklı yeni planın ne anlama geldiğini, bölgedeki durumu GAP 2. master planını hazırlayan dört akademik müşavirden biri olan Prof. Dr. Kenan Mortan ile konuştuk. M.S.Ü öğretim üyesi olan Mortan bölgeyi de, projeyi de yakından biliyor.
Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı GAP Acil Eylem Planı güneydoğu Anadolu bölgesi için ne ifade ediyor?
Çok şey ifade ediyor ama bunlar ekonomik değil siyasi. Yaklaşık 10 yıldır GAP için olmayan siyasi irade ilk kez ifade ediliyor. Bu çok önemli çünkü iş şimdiye dek daha çok teknik ve üçüncü dereceden kadrolara bırakılmışken Başbakan diyor ki ‘Bu işe ben bakacağım’. Üstelik de stand-by halen sürerken, kıt kaynak dönemindeyken projeye böyle bir bütçe ayrılıyor.
Daha önce de hükümetler GAP eylem planları açıkladı. Sanırım 17 ayrı plan açıklandı! Son planın öncekilerden farkı ne?
Şefkat paketlerini saymazsak ortada 3 tane ciddi çalışma var. İlki Rahmetli Özal’ın açıkladığı 1989’daki GAP master planı. İkincisi, hazırlanan ama yürürlüğe girmeyen 2000 tarihli revize plan. Üçüncüsü de Başbakanın açıkladığı plan. Bu plandaki başlıkların tümü öncekilerde var. Ama önemli olan siyasi iradenin ‘Sıkışık durumda da olsa ben bu işi yapacağım’ demesidir.
GAP büyük bir proje olmasına, yıllardır emek verilmesine rağmen önceki planlar neden başarısız oldu?
Başbakan daha planı açıklamadan, 8 Mayıs’ta Urfa’da bölgenin kanaat önderleriyle bir tarım ortak akıl toplantısı yaptık. Oradaki tespitlerden hareketle cevaplayayım sorunuzu. Buna göre; devlet şimdiye kadar çok şey açıkladı ama basit müdahaleleri yapmadı. Başlangıç iyiydi ama uygulama zayıf oldu. Açık kanal yapıldı ama drenaj meselesi ihmal edildi. Şu an 35 bin dönüm arazi sulanıyor ama toprakta tuzlanma var. Üstelik vahşi sulama devam ediyor.
Vahşi sulama ne demek?
Köylülerden oluşan sulama birlikleri devletten su istiyor. Su planlamasının ihtiyaç planlamasına göre yapılması gerekirken, bu yapılmadan çeşmeler açıldı. Birlikler parayı bazen verdi, bazen vermedi. Bu işin hukuki boyutu, sonuçta vahşi sulama çoraklaşmaya yol açtı.
Başka ne tür yanlışlar yapıldı?
Politikacılar bu tür paketleri seviyor fakat paketin altını dokumadığında heyecanbir süre sonra yitiriliyor. Toprak kiralamada ve hayvancılık alanında ciddi sorunlar var. Yap-İşlet-Devret modeli zorluklar içeriyor. Finansman için bankalar bölge dışı teminatlar arıyor. Diyor ki banka ‘İstanbul’da evin varsa o evin karşılığında kredi verebilirim. Urfa’daki toprağın bana bir şey söylemez’. Bu sorunların çözümü de irade gerektirir.
Bu sorunlar çeyrek asırda neden tespit edilemedi de durum kronikleşti?
İsrail kapalı sulamayı yaklaşık 40 yıldır yapıyor. Bizse açık kanal yaptık. 1989’da DSİ’nin teknik planlamasında amaç, belli bir alanı bir an önce sulamaya açmaktı. O zamanlar ‘GAP bereketi’ deniyordu, parola ‘Toprak suya kavuşacak’tı. Öncelik toprağa hemen su vermek olduğu için de, kanalların açık kapalı olmasına dikkat edilmedi. Galiba biraz da ucuzculuk yapıldı. Halbuki suyun varlığı yokluğu kadar, suyun nasıl kullanıldığı da önemlidir.
Bundan sonrası için ne yapılmalı?
Önce 150 bin dönümü kurtarmamız lazım. Şu an sadece 30-35 bin dönüm sulanıyor. Sistemi yenilememiz, kapalı sulamaya geçmemiz ve bunu da tüm alana yaymamız lazım. Sulama birliklerini hem hukuken hem insan katılımı esasa göre organize etmek lazım. Damla sulama yapabilmek için de toprak kullanımının yeniden düzenlenmesi lazım. 3-4 dönümlük alanlarda damlama kullanamazsınız.
Bir tür toprak reformundan mı bahsediyorsunuz?
Hayır, optimal tarım yapmaya müsait şekilde alan birleştirmesi yapılmalı. Katma değer yaratmak için, gönül rızası esasıyla insanlar bir araya getirilmeli. Bunu ya hukuk yapacaktır, ya idari organlar. İki dönümde pamuk için sulama yapsanız da sonuç alamaz, bir süre sonra ‘suladık ama toprak yetmedi’ dersiniz. Dolayısıyla entegre bakış gerekli.
GAP başından beri su, toprak ve insan kaynaklarının geliştirilmesi üzerine kurulu büyük bir proje ama ilk hedefinin neresindeyiz şu an?
İlk yerdeyiz. Gaziantep’i saymazsak -zira 89’da belli oranda sanayisi vardı- bölge illerinde sanayi yığışmaları oldu. Urfa’da birinci organize doldu, ama küspe sanayi, yem, arpa, un sanayi gibi çok primel endüstriler bunlar. 32 milyar dolar harcanacak bir projenin karşılığı değil. Göç de sürüyor. Halen sadece 200 bin dönümün 35 binini sulamaya açtığımıza, üstelik de buralarda ciddi tuzlanma olduğuna göre orada da bir değişim yapmadık. Tek pozitif değişim insanların bölgede bazı değişimlerin olabileceğine artık inanır olmaları.
Plan bölgede heyecan yarattı, dernekler, odalar pozitif karşıladı...
Evet ‘uygulanırsa milat olur’ diye çok sıcak baktılar ama hepsi ikinci cümlede ‘keşke, ama’ gibi ifadelerle bahsettiğim sorunlara dikkat çektiler. Bölgenin akil adamlarının uyarıları da dikkate alınmalı o yüzden. Ben 6 altı ayda bir bölgeye gider ukalalık ederim ama onlar orda yaşamı sürdürmek zorunda. Bölge insanının güvendiği, akil adamlardan oluşan meclisler de en az atanan mülki adamlar kadar önemli olmalı.
Mülki adamlar yetersiz mi kaldı?
Bölgede bu yönde bir sıkıntı var. İlk kez valilik yapan vali sayısı fevkalade çok bölgede. Ardahan’dan Hatay’a bu böyle. Kurumsal kapasiteyi artırmaya çalışırken, hayatında henüz böyle bir planı yürütmemiş birine iş teslim edilirse uygulamada zorlanırsınız. Ayrıca 1924 Şark Islahat Planında, bölgede görev yapan memurlara yüzde 75 oranında zam öngörülmüştü mesela. Bu uygulama bugün için de iyi olur. İsterdim ki orada çalışacak iyi doktora, öğretmene de teşvik verilsin. Bana da ‘Ey Kenan Efendi İstanbul’da ahkám keseceğine git de yeni kurulan Artuklu Üniversitesinde öğrenci yetiştir’ densin.
KALKINMA İDARESİ KALKSIN
GAP İdaresi’nin Ankara’dan bölgeye taşınması projeyi olumlu yönde etkiler mi peki?
Bunun yerine Kalkınma İdaresini hepten kaldırmayı niye düşünmüyoruz?
Niçin düşünelim?
Bu kurum Türk İdare Hukuku’nda istisnaidir. Özal bunu kanun hükmünde kararnameyle kurdu. 15 yıllık süresi vardı. Süre bitti, uzattık. Nitelikli kadrolar eksildi. Orası bir tanıtma ve teşrifat yeri oldu. İçinde kalan kıymetli arkadaşlarımı tenzih ediyorum. 1989’da çok iyi niyetle kurulan bu idarenin misyonunu doldurduğunu, sistemde sıkıntı yarattığını görmek lazım. Kurumları bir yerden bir yere taşımanın sihrine de bel bağlamayalım. Yeni beklentiler, yeni dirençler de yaratabilir. Türk idari yapısında da çoktur bu tür dirençler.
Diyelim kalktı, yerine ne gelecek?
Başbakan’ın ilan ettiği Kalkınma Ajansları yoluyla DPT kadrolarını geçici görevle valiliklerde görevlendirilmek üzere illere gönderelim. Bine yakın kadrosuyla DPT Başkanı Sayın Tıktık, bunu bekliyor zaten. GAP kadroları da dahil edilir buna, takvim işler. Zaten 4-5 aydır GAP İdaresi’nin başkanı da yok. Görevin vekaleten yürütülmesinin nedeni atama yapamamaktan değil kurumun misyon tarifini yapamamaktan kaynaklanıyor bence.
GAP pozitif ayrımcılık ama..
Prof. Mortan, başka bölgeler de yoksunluk yaşarken Güneydoğu’ya pozitif ayrımcılık yapılmasını zorunlu görüyor ve diğer bölgeler ikna edilmeli, diyor
Plan için ‘acil’ dendi. Güneydoğu için durum çok mu acil?
Bir bilim işçisi olarak acil, ivedi, öncelikli gibi sözcüklerden korktuğumu söylemeliyim. Hükümetlerin planları vardır ama acil iş yoktur. Keşke acil yerine eylem planı ya da sadece Bakanlar Kurulu Kararnamesi deseydik. Hem o zaman her bakanlığın kendi altında yapacağı işler belli olurdu. Eylem planlarının yaptırımı yoktur. Uygulanmazsa ‘olamamıştır’ denir.
Bölgeye GAP için ciddi kaynak aktarılıyor. Benzer yoksulluğu insanlar başka bölgelerde de yaşıyor ama güneydoğuya pozitif ayrımcılık uygulanıyor...
...Evet ama bu yapılması gereken bir şey. Geçenlerde başka bir ilde, yapılmayan yolla ilgili olarak biri ‘yapılmaz tabi, biz onlar gibi isyan etmiyoruz’ dedi. Demek ki siyasi irade, diğer bölgelere, güneydoğuya neden pozitif ayrımcılık yaptığını anlatmak durumunda. Hükümet, ‘Ülkemizin birliği bekası, misaki milli sınırları için bu yarayı sarmak istiyoruz, izin verin yapayım’ demeli. Ama bu eylem planı konusunda da son sözü GAP Kalkınma Platformu söylemeli.
Geri göç olmaz
‘TERÖR nedeniyle köyünden çıkarılmış insanlar geri dönmek isterse devlet bunu yapmalı. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde geriye göç olmadı, suyu tersine döndüremeyiz. Mesela Kastamonu’nun 1074 köyünde ortalama 60 kişi var. Köylerin yüzde 90’nında ilkokul yok çünkü genç nüfus yok. Kütükler köylerde olsa da insanlar şehirlerde. Güneydoğu’da da böyle bu, Kastamonu’da da.’
TRT GAP proje için önemli, devam etmeli
Kürtçe yayın yapan bir televizyon, plan uygulamasına nasıl katkı sağlar?
Olmayan ergi metoduyla tersini söyleyeyim: Biz bölgede Türkçe yayınları niye kaldırıyoruz? TRT’nin GAP kanalındaki personeli başka yerlere alındı, Antakya TRT kapatıldı. Halbuki TRT fevkalade güzel Türkçesiyle, türküsüyle takip ediliyordu. RTÜK denetimine açık Kürtçe yayın yapacak kanallar da açılabilir ama TRT GAP televizyonu ve FM radyosu bölgede hatta Arap dünyasında önemli bir işleve sahip. GAP tv bir dönem tarım saati, okuma saati, ana çocuk saati gibi programlarla çok anlamlı işler yaptı, hatırlatmak isterim.
Siyasi odaklanma olmadan bu iş olmaz
Tarihi boyunca hangi siyasetçinin ne kadar emeği vardır GAP’ta?
Proje 70’lerde DSİ’de Aşağı Fırat Projesi olarak dizayn edilmişti. ‘Bunu bir insan projesi haline getirelim, medeniyet projesi olarak sunalım’ diyen Demirel’dir. İlk siyasi odaklanma onunladır. Türkiye GAP’ı ilk ondan duydu. Onu, yine bir mühendis olan Özal sürdürdü. Şimdi de Sayın Erdoğan sürdürmek istiyor. Hepsinin ortak paydada bize öğrettiği; politik odaklanmanın ulusal odaklanmayı getirdiğidir. Bu da çok önemli.