Estonya karşısında belki çok iyi oynamadık; ama öylesine net gol pozisyonları bulduk ki, akıl almayacak derecede kaçırdık.
Kaçan golleri birer birer alt alta yazalım... Ben diyeyim 3, siz 5-6, yani yarım düzine diyebilirsiniz. Böylesine maçlarda bu kadar fazla gol kaçırırsan, kazanma adına eline gelmiş fırsatları elinin tersi ile itmiş olursun.
Ben, Milli Takımımızın kimle oynamış olursa olsun, bu kadar basit, atılması gereken golleri kaçırdığını hiç görmedim. Estonya takım olarak tatlı-sert futbolla bizim futbolcularımızı özellikle ilk yarıda ürküttü ve de pozisyondan kaçırır hale getirdi. İkili mücadelere girmekten çekinen Arda, ilk yarı hiçbir varlık gösteremedi. İlk yarıda Hakan Balta’nın atmış olduğu gollük topun direkten dönmesi de bu maçta şansın bizden yana olmadığnın göstergesiydi. Şanssızlığa sığınmak doğru değil. Milli Takımımızın kaçırdığı gollerin tek tanımı -koskoca- beceriksizliktir.
Halil Altıntop oynatılsın diye ısrarcı oluyoruz biz yazar-çizerler; ama bu maçta gördük ki üst üste gol kaçıran adam da oydu. Yalnız o mu? Nuri Şahin’in yerine giren Mevlüt... Ardından, maçın son çeyreğinde Yusuf, kale çizgisinden kaçırılması imkansız bir golü kaçırıyor; o da beceriksiz ayaklara katılan oluyor.
İyi futbol, kötü futbol bir yana, bu maçlar tabela maçıdır. Bulduğun pozisyonları gole çevirmek zorundasın. Kaçan gollerin yarısını atsaydık, belki de bizi Dünya Kupası’na götürebilecek çok büyük avantajı önümüzdeki maçlara taşıyan olacaktık. Estonya’ya pozisyon vermedik değil; ama Volkan’ı da rahatsız edecek, aman aman bir pozisyon yoktu. Kalecileri çok önemli kurtarışlar yaparken, sıkıntılı görüntüleri başarısı ile birleştirirken, Volkan’ın bu tür sıkıntıları olmadı.
Rahat kazanacağımız maçı olmadık bir şekilde ancak berabere bitirdik.
Tarih: 16 Ekim 2008 Perşembe, 01:46