ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Bu milleti kurtaranlar konuşuyor - CUMARTESİ YAZARLARI

Bu milleti kurtaranlar konuşuyor  

Kurtuluş Savaşı’na katılan son üç gazimizin anılarından oluşan Son Buluşma Türk Sineması’nın en önemli yapımlarından biri olmaya aday.

Nesli Çölgeçen’in son filmi Son Buluşma sadece sinema değil bu memleket adına da önemli bir yapım. Kurtuluş Savaşı’na katılıp yaşayan son gazilerimizin belgesel filmi.

Nesli Çölgeçen Züğürt Ağa, Selamsız Bandosu ile zaten unutulmayacak isimler arasına yazdırdı adını ama Son Buluşma ile gerçekten büyük bir iş yaptı. İşin hem üzücü hem de filmin önemini bir kat arttıran tarafı ise filme konu olan üç gazimizin de çekimlerden sonra hayatlarını kaybetmeleri. Mustafa Kemal’in askerleri beyazperdeden bize sesleniyorlar.

Dosya:/dosya/icerik/081115-041520-sinema.jpgTARİH VÜCUT BULUYOR

İlkokul kitaplarında okuduğumuz gerçeklere bir vücut veriyor ve hafızalarımıza ruhsuz bir iki satır değil yaşanan kanlı canlı anılar olarak kazınıyorlar. Yazımızın başında da dediğimiz gibi böylesi yapımlar sinema adına olmaktan çok bu millet adına önemliler. Çünkü 1923’te durmuş ve durmakta olan bir milli hafızamız var. Bu boşluk gençlerimizi ve hatta bizleri bilinçsizleştiriyor. Üstelik Hollywood gibi dünya tarihini kendi gözüyle tekrar yaratan ve Afrika’dan Rusya’nın steplerine kadar her insana ulaşan bir sinema sektörü varsa, bu boşlukta kalan milli hafızamız başka ve yalan öğretilerle çok kolay doldurulabiliyor. Bırakın dünya milletlerini, bizim kendi çocuklarımız bu filmleri seyrediyor. Kim ne derse desin etkileri büyük oluyor. İşte Son Buluşma Türk Sineması’nın bütün bu oyunlara karşı çıkardığı bir iki yapımdan biri Türkiye adına.

Bu filmin evrenselliğini tartışanlar olabilir. Ama ben de onlara diyorum ki evrensellikten önce yerellik gelir. Doyurucu, belirli bir misyonu üstlenmiş ve kendi kimliğimizi işleyen kaç yapım var ki biz evrenselliğin peşine düşelim. Üstelik kendimizi tanımadan neyi tanıyıp çağdaşlaşacağız ki.

100 yaşını aşmış üç gazinin göz yaşartıcı hikayesi, bu memleketin kurulmasında kan akıtanların sesleri, sözleridir. Bu filme gidip her gazimizin anlattıklarından öte, sadece gözlerine bakmak yeter. Belki seyrederken üzüleceğiz. Ama bilmeliyiz ki iltihap toplamış yaranın çaresi onu tekrar tekrar kanatmaktır. Bu önemli yapımı seyretmenizi bütün kalbimle dilerim. 

Filmin Adı: Son Buluşma 

Yönetmen: Nesli Çölgeçen 

Oyuncular: Ömer Küyük, Veysel Turan, Yakup Satar 

Tür: Belgesel

Grease’ler öldü yaşasın High School Musical

Bu hafta vizyona giren High School Musical yurt içinde çok bilinmese de ABD’de ve Avrupa’da gençler tarafından büyük iştahla tüketilen bir müzikal. Neden tüketilen diyorum? Çünkü geriye bir şey bırakmıyor yapım izlendikten sonra. Hatta bir dönem belirlemesi adına da çok önemli bir yapım olduğunu düşünüyorum High School Musical 3: Senior Year’ın. Hani hep derler ya 80 sonrasında depolitize ve içi boşaltılmış bir gençlik var diye. Aslında bu durum sadece bizim ülkemize özel değildir.

Bu boşaltılma, ucuzlaşma 10 yıllardır ABD’den Avrupa’ya ve bütün dünyaya dalga dalga yayılmaktadır. İşte bütün bu söylediklerimizin kanıtı da bu hafta vizyona giren High School Musical. Bu kadar mı ütopik olunur. 70’lerin sonunda Grease gençlik için neyse 2000’lerin sonu gençliği için de High School Musical aynı şey.

NEREDE GREASE, HAIR...

Bu gözle karşılaştırdığınızda gençlerin kuracağı hayal dünyasının temellerini oluşturan yapımların içeriği gerçekten üzüntü verir derece de farklı. Üstelik 70’lerin sonu için verdiğimiz örnek Grease asla siyasi alt tabanı olan, belirli mesajları tamamıyla odağına almış bir film de değil. Yani tutup size Hair’ı veya daha eskilerden Batı Yakası’nın Hikayesi’ni örnek olarak vermedik. Biz Grease’i örnek gösterdik. Çünkü aynı sınıfa sesleniyor. Böyle olduğu halde aradaki fark o kadar ürkütücü ki.

Filmde negatif hiç bir karakter yok. Güya aşırı şımarık ve zengin bir karakter var ama normal diye gösterdikleri karakterler de o kadar ütopik ki arada bir fark kalmıyor. Zaten filmin sonunda sanal kötü karakter de bir meleğe dönüşüyor. Bu film ve benzerleri tabii ki gençliğin içini boşaltmak için yapılmıyor. Ama bence hedef aldıkları genç izleyici grubunu çok hafif görüyorlar. Ve ne yazık ki bu guruba zarar veriyorlar.

Üstelik müzik anlamında da bu hafif bakış devam ediyor. Son dönemlerde ortaya çıkan ve müzik adına hiç bir değer taşımayan ergen erkek ve kız gruplarının nakaratlarını tekrar eden parçalar bütünü filmin müzik alt yapısını oluşturuyor. Ne romantizm bu kadar hafiftir ne de dünya gençliği. 

Filmin Adı: High School Musical 3: Senior Year 

Yönetmen: Kenny Ortega 

Oyuncular Zac Efron, Vanessa Hudgens, Ashley Tisdale, Lucas Grabeel, Corbin Bleu 

Tür: Müzikal, Gençlik



Limon Ağacı

YÖNETMEN Era Riklis’in çok beğenilen filmi Limon Ağacı, Filistin İsrail sorununa insani bir açıdan ve her iki tarafı da eleştirerek bakıyor. Şubat 2008’de Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyeri yapılan Limon Ağacı, yönetmen Eran Riklis’in Suriyeli Gelin’in ardından çektiği ilk film. Senaryosu yine Riklis ve Filistinli eski gazeteci Suha Araf tarafından yazılan bu ironik ve iyimser dramın kahramanı, limon ağaçlarını korumak için İsrail devletiyle mücadeleden sakınmayan Filistinli dul kadın, Selma’nın hikayesini anlatıyor.

Fırtına

CEMAL, büyük bir heyecanla beklediği üniversite sınavını kazanarak, küçük taşra kasabasından İstanbul’a gelir. Büyük şehrin kalabalığı içindeki yalnızlığı, aylar sonra tanıştığı sistem karşıtı devrimci bir grup ile birlikte sonra erer. Grubun öncülerinden Helin ile yasadığı çatışma kimliğini keşfetmesi için de bir başlangıç olur. Cemal’in içinde başlayan yangın onu okumaya, araştırmaya ve zamanla kendi kimliğini bulmaya iter. Benzer bir süreci yaşayan Rojda ve Orhan da zamanla değişip grubun aktif birer üyesi olurlar.

Gitmek geldi 

Filmin Adı: Gitmek: Benim Marlon ve Brandom 

Yönetmen: Hüseyin Karabey 

Oyuncular: Ayça Damgacı, Nesrin Cevadzade, Mahir Günşiray, Hama Ali Khan, Azad Cengiz Bozkurt 

Tür: Duygusal


Son dönemlerin tartışma yaratan filmi Gitmek bu hafta vizyona giriyor. Gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkan yapımın başrolünde öykünün gerçek kahramanları oynuyor.

İstanbul’da yaşayan Ayça ile Kuzey Irak Kürtler’inden Hama Ali’nin dönemin politik dengeleri arasına sıkışan ve dramatik bir şekilde finale ulaşan ilişkileri üzerinde yürüyen hikaye alt satırlarında bir Romeo-Juliet imkansızlığını da bize hatırlatıyor.

Yönetmen Hüseyin Karabey’in politik geçmişinden beklenecek yapıdan çok daha naif bir anlatıma sahip Gitmek. Bu naiflik yanında yönetmenin Türk, Kürt aşkını öne çıkarmak için hikayeyi biraz yorumladığını düşünüyorum. Çünkü filmin ve gerçek hikayenin asıl kızı Ayça Damgacı’nın hayatla kavgasının içinde çok da önemli değil bu kimlik farklılığı. O aslında yalnızlığının ve bunun sebeplerinin dramını yaşıyor.

Ütopik bir aşkın gerçek bir aşktan çok daha güçlü olması fikrinden yola çıkarak herkes savaştan kaçarken o canını tehlikeye atarak kavganın içine giriyor. Filmin bütün siyası altyapısı da aslında çıktığı yolculuk esnasında yaşadıklarından ibaret. Tabii bence bu anlamda çok basmakalıp bir tarz kullanılmış filmde.

Köy hayatının ve yöre kimliğinin en etnik özelliklerini ortaya çıkaran yerel düğün görüntülerinin kullanılması güya o kimliğin sıcaklığı olarak sunulmuş. İyi de, Ayça yalnızlığını ne köyde bulunduğu için ne de kimliği yüzünden yaşıyor. Yani bence yönetmen öykünün odağını değil kendi dertlerini konu etmiş filme. Bu noktada böyle bir yapıyı da çok etik bulduğumu söyleyemeyeceğim.

Tarih: 15 Kasım 2008 Cumartesi, 04:04

ÖNE ÇIKANLAR

star RSS KAYNAKLARI
STAR SERİ İLANLAR - İLAN VERMEK

MENÜ

REKLAM

sağlıklı yaşam seti

SON DAKİKA

SİTEDE ARA