Dün öğle saatlerinde UEFA İletişim Sorumlusu William Gaillard’ın da olduğu bir masadaydım. Sohbet konusu futbol haliyle... Sofradaki dostlardan biri, ‘Şu işe bakın’ dedi, ‘Yıllardır Fenerbahçe’nin endüstriyel futbol açısından bütün doğruları yaptığından söz ediyoruz. Şahane bir statları var. Kurumsallaşma ve lisanslı ürünlerden gelir kaynağı yaratma konusunda dev adımlar attılar. Her yıl dünyaca ünlü bir ismi transfer ettiler. Bu yıl, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynamayı da başardılar. Ama bugün şampiyonluk kupasını bir başka takım kaldıracak.’
Yabancı konuğumuz merakla sordu: ‘Peki Galatasaray ne yaptı onları geçmek için?’ Atıldım: ‘Fenerbahçe’nin yaptıklarının tam tersini. Yani futbol endüstrisi açısından bakıldığında, bütün yanlışları...’
Gaillard görmüş geçirmiş bir eda ve sakin bir ses tonuyla konuyu toparlayıverdi: ‘İşte futbolun dünyanın her köşesinde bunca sevilmesinin temel sebebi bu. Sonuçların önceden kestirilememesi. Şampiyonluklar, hiçbir denklemle açıklanamaz.’
Doğru... Bilimden zaman zaman güç alsa da, asla bir bilim dalı değil futbol... Ancak Galatasaray’ın açıklanması zor metafizik güçlere, alaturka eğilimlere, sorunlar karşısında alışkın olmadığımız çözümlere başvurmasına ve ilginçtir, bunlarla sonuç almasına son yıllarda sıkça tanık oluyoruz. 2006’da ‘parasız’ şampiyon olmuşlardı, bu defa da ‘hocasız’ ulaştılar mutlu sona... Dün son 90 dakikada sahaya sürülen onbir ‘yabancısız’dı. Kadrolarında Bouzid’den Song’a, Lincoln’den Barruso’ya pek çok yabancı olmasına karşın...
Yokluklar öğreticidir, dayanışma getirir, yaratıcılığı kamçılar, dayanma gücünü artırır, hiç şüphe yok. Dostoyevski’nin ölümsüz eserlerini kuru ekmeğe muhtaç olduğu yıllarda yazmış olması tesadüf olamaz. Ama ‘yok’ların, sürekli ‘var’lardan fazla olduğu kurumlardan geleceğe kalmalarını beklemek de aşırı iyimserlik olur.
Bu şampiyonlukta emeği olan herkesi kutlarken, bir de dileğim var:
Umarım gelecek yıllarda ‘statsız’ veya ‘formasız’ şampiyonluklarına tanık olmayız Galatasaray’ın...
Tarih: 11 Mayıs 2008 Pazar, 00:00